Ramazanların Vazgeçilmezi: Güllacın Hikayesi

Bizim Tarifler
1 Mayıs 2021

Ramazanların Vazgeçilmezi: Güllacın Hikayesi ornament
1 Mayıs 2021

Ramazan’ın gelişiyle Güllaç yeniden sahnede. Bu kadar hafif ve lezzetli bir tatlı olmasına rağmen yılın 11 ayı boyunca kendisine hasret kalmamız çok üzücü. Gönül isterdi ki bu şahane lezzet yıl boyunca bizimle olsun…

Yılların emektarı, Ramazan ayıyla birlikte bütün görkemiyle sahnede yerini alırken, Ramazan’ın bitişiyle beraber yine tüm tevazusuyla bizleri selamlayıp alkışlar eşliğinde gözden kayboluyor.

Güllacın alametifarikalarından biri az malzemeyle görkemli bir lezzet elde etmek. Özellikle o beyaz yaprakları, un, su ve mısır nişastası gibi basit malzemelerin eseri. Ama tabii ona asıl tadını veren sonradan eklenen süt, ceviz ve lezzetin yıldızı gül suyu.

Rivayete göre güllaç bundan yaklaşık 600 – 700 yıl önce Osmanlı zamanında yaşayan insanların mısır nişastasını saklama çabasıyla ortaya çıkmış. Halk çuvallarla aldığı nişasta bozulmasın, böceklenmesin, rutubetten zarar görmesin diye nasıl saklayabileceğini düşünürken akıllarına biraz un ve suyla karıştırıp yufka şekli vererek saklamak gelmiş. Böylelikle nişastayı daha uzun süreler muhafaza edebileceklerini düşünmüşler.

Bu nişastadan yufkaları kullanmaları gerektiğinde de bu sert yapraklardan ihtiyaçları kadar koparıp ellerinde ufalayarak toz nişasta gibi kullanırlarmış. Birgün bu yaprakları ıslatmak akıllarına geldiğinde süte başvurmuşlar ve ardından gül suyuna. Sonrasında cevizdi, nardı derken ortaya canımız, Güllacımız çıkmış.

Başlarda içindeki gül suyundan dolayı ” güllü aş” denirken, tıpkı “sütlü aş”ın sütlaç’a dönüşmesi gibi, o da zamanla Güllaç’a dönüşmüş…

İşte böyle… Her yılın bir ayında mutfaklarımızı ve damaklarımızı şenlendiren bu şahane lezzeti evvela nişastaya borçluyuz aslında 🙂

Bu kadar bahsetmişken bir tarif vermeden olmaz. Muhallebili kolay güllaç tarifimize ulaşmak için tıklayın.