Köşe Yazıları

Tüm Köşe Yazıları

Tiramisu nasıl ortaya çıktı?

TİRAMİSU NASIL ORTAYA ÇIKTI?
TİRAMİ’SU – PICK ME UP – BENİ YUKARI ÇEK – BENİ HAVALANDIR (BU DA MECAZİ ANLAMI)
Tiramisu; kahve ve tatlı kombinasyonunu sevenlerin vazgeçilmezi…
Köpüklü kreması ve yerken genzimizi yakan aroması ile mütemadiyen arzuladığımız tatlı…

Şunu biliyoruz ki hiçbir yemek orijinal hali ile günümüze gelmediği gibi şu anda yaptığımız yemeklerin de ilkel versiyonları pek fazla bilinmemektedir. Mükemmel bir tiramisu için bileşenler; marcarpone peyniri, mereng, kedidili bisküvisi (İtalyancası Biscotti Savoiardi (Savoy bisküvisi)), kahve, kaliteli bir kakao ve tabi ki aroma verici olarak likör, marsala, brendi, irlanda kreması, rom, viski bile olur.

Severek yediğimiz İtalyan ve Fransız tatlıların pek çoğunda krema ve yumurta bulunmaktadır. Bu yumurtalar ise işlenmiş halde krema ve tatlılara girmektedir. Yumurta sarısı ve beyazının ayrılış hikayesinden bahsediyorum, evet. Bu hazin ayrılış 1600’lü yılların başında Fransızlar tarafından bulunmuştur. 1650 yılında ise çırpıcının icadı ile Fransız aşçıları daha dar kıyafetler giymeye başlamışlar. Kol adalelerini artık zorlamak zorunda kalmama sebebi olsa gerek gerekçeleri. İşte tarihin en tatlı kısmı bu zamandan sonra başlıyor. Yemek devrimi yaşanıyor resmen. Eee tabi, ulaşım kolaylığı, ürünler artık ticaretle kıtalar arası taşınıyor kısmına hiç girmiyorum bile.

Ülkemizde kedidili olarak bildiğimiz savoyardi okunuşuyla savoiardi bisküvisi ise 17. Yy’da dünya mutfağına girmiştir. Muhtevasından mütevellit (yumurta sarıları ve beyazları ayırılıp iyice köpürtülür) bildiğimiz kedidili bu tarihten sonra oluşmuştur. İlk başlarda Fransızlar kullansalar da tatlı bakımından benzerlik gösteren İtalyan mutfağı da bu bisküvileri kullanmaya başlamıştır.

Gel gelelim mascarpone peynirine… Peynir diyorum çünkü peynir mayalama yöntemi ile yapılıyor ama yoğun yağlı süt (krema) kullanıldığı için krema peyniri de diyoruz. Hatta ülkemizde taze krema peyniri adı altında mascarponeye çok benzeyen peynirler de mevcut. Mascarpone bir İtalyan peyniridir. 16. Yy’dan beri yapıldığı bilinmektedir. Özellikle tatlılarda kullanılır.

Bütün bu bileşenler nasıl oldu da bir araya geldi, bu yolculuk ne kadar sürdü bilinmez. Ancak en yaygın şekilde bir rivayet vardır ki o da 17. Yy’da geçmektedir. – aslında bizim bulduğumuz verilerle tarih olarak örtüşüyor.- Toscana Dük’ü birkaç günlüğüne Siena şehrine ziyarete gider. Buradaki aşçılar Dük için az malzemeli ama lezzet patlaması yaratacak bir tatlı yapmak isterler. (Bazı söylemlere göre de Dük kendisi için az malzemeyle onu memnun edecek bir tatlı yapmalarını ister.) Dük’ün çorbası adını verdikleri tatlıyı Dük çok beğenir. Tatlının afrodizyak etkisi sayesinde ünü hızla yayılır ve randevulardan önce tüketilen (mesir macunu onlarda yok ne yapsın adamlar) bir tatlı haline gelerek isim değiştirir ve Tiramisu yani İtalyanca “beni kaldır” halini alır. Lezzetinden mi yoksa etki alanı sayesinde mi bilinmez hızla dünyaya yayılmıştır.


Tatlı son halini nasıl aldı?

Tarihsel gelişim olarak en yaygın ve en mantıklı olanı şu şekilde; ilk başlarda yumurta sarıları ve beyazları ayrı ayrı şekerle köpürtülüp aromalı likörler ile birleştirilip sunulmuştur. Bu tarif dükün çorbası ismine de uyuyor. Daha sonra buna Fransız mutfağından geçen kedidili bisküvisi katılmış, sonrasında kremaya bir malzeme eklenip daha tutuşu sağlam bir krema olmasını sağlayacak mascarpone ekleniyor. Kakao tam nerde işin içine girdi bilinmez ama kakaonun da Avrupa’ya 16. yy’dan sonra gelmesiyle bir noktada yolları kesişmiş olmalı. Kakao çekirdeği o zamanlarda seçkin kesime hitap ediyordu. Çünkü hem pahası yüksek hem de asaletin göstergesi sayılıyordu. Bu sebeple kakaonun bu tatlıya yerleşmesi belki lezzet uyumu olarak düşünülmüş değildir de tatlının asaletin
arttırmak için eklenmiş olabilir mi?

Bilinen Tiramisuyu artık biraz daha işleyebiliyoruz. Örneğin hemen tüketmeyecekseniz yumurta sarılarını benmaride çırparak 82 dereceye kadar pişirip ekleyebiliyoruz. Alkol tercih etmeyenler için rom aromaları veya badem aromaları da mevcut. Veya bazı tariflerde ekstradan sertleştirilmiş krema
ekleniyor. Sanırım yöresel olarak da değişiyor çünkü bazı İtalyanların kremasına yumurta akını eklemediklerine rastlıyorum.

Artık reçetemiz şekillendi. Teferruatları biraz da damak zevkimize ve yemek alışkanlıklarımıza göre değişebilir. Peki ya bundan sonraki soru şu mu olacak; siz tiramisunuzu nasıl alırdınız?


Tiramisu tarifim için…

Missing Alt Text

Betül Aslantaş

Eton Mess Tatlısının Hikayesi


Pavlova tatlısını hepimiz duymuşuzdur. Köpük köpük beze üzerine krema ve meyveler… Kıtır kıtır tatlı severler için harika bir seçim. Peki Eton mess ve pavlova lezzet açısından birbirlerine bu kadar benzerken neden isimleri farklı? Hiç düşündünüz mü? Amaaaan bana ne demeyin, bu bilgiler bazen çok işinize yarayabilir. 🙂
Kronolojik olarak bakarsak eğer; pavlova tatlısının 1920 yılında Rus balerin Anna Pavlova için yapıldığı iddia edilmektedir. Bir İngiliz tatlısı olan eton mess ise tarif kitaplarında ilk olarak 1893’te geçmektedir. Ancak şu var ki Eton mess olarak ismi değişen tatlı kesinlikle pavlova tatlısı ile benziyormuş.

Eton mess tamamen bir kazaydı!
1930’lu yıllarda meşhur Eton Koleji’nde bir kriket maçı sonunda geleneksel olarak bir tatlı ikram edilir. Büyük bir beze üzerinde krema ve çilek ile yapılan pasta kazara pastayı taşıyanların elinden düşer ve kırılgan olan pasta parçalanır. Neyse ki pasta yere dökülmez ve taşınan platform üzerine düşer, yani
pasta hala yenilebilir durumdadır. Ve pasta bu şekilde ikram edilir. Karışık görüntüsünden dolayı mess (dağınık, karışık), olayın Eton Koleji’nde gerçekleşmesinden dolayı da Eton kelimelerini alır. İngiltere’de geleneksel bir tatlı haline gelmiştir. Hemen hemen her yerde yenir. Klasik bir eton mess
tatlısı çilek ile yapılırken günümüzde muz, kırmızı meyveler ve çikolata da tatlıya dahil olmuştur. Tatlının sunumu kuplarda yapılsa da aslında puding tabaklarında servis edilir. (yassı ve geniş tabaklar puding tabaklarıdır).

Eğer orijinal görünümlü bir eton mess tatlısı yapmak istiyorsanız avuç büyüklüğünde bir beze yapıp, üzerine krema ve meyve koymalısınız. Sonra kaşığınızın tersi ile bezeyi kırın. İşte dağıldı tatlımız, aynı yere düşen pasta gibi.

Bazı kaynaklar bu tatlının okul kantinlerinde krema ve meyve karışımı haliyle satıldığını ve bezeninsonradan dahil olduğunu yazmaktadır. Yani bu söylentiye göre tatlının romantik bir hikayesi olmayabilir. Ama orijinal sunumu puding tabağında yapıldığını göz önüne alırsak Eton Koleji merkezli rivayet kulağa daha mantıklı geliyor.

Tatlıya ulaşmak için tıklayın…

Missing Alt Text

Betül Aslantaş

Pozitif Düşünmenizi Kolaylaştıran 5 Yiyecek

Koca bir kap dondurma ya da dev bir paket cips yediğinizde kendinizi daha iyi hissedeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Orada bir duralım.

Yemekle ruh halinimizi iyileştirebileceğimize dair bilimsel kanıtlar var, ancak bu sihirli yiyecekler abur cubur değil, sağlıklı besinler. Genel olarak sağlıklı beslenme – meyveler, sebzeler, sağlıklı yağlar ve kepekli tahıllar ağırlıklı beslenme- araştırmalarda daha düşük depresyon ile ilişkilendiriliyor. Yani doğru beslenerek yalnızca bedenimizi hastalıklara karşı değil, ruhumuzu da depresyona karşı daha dayanıklı hale getirebiliyoruz.

Bugün Dünya Pozitif Düşünme Günü. Bugüne özel, modumuzu yükselten, pozitif düşünmemizi kolaylaştıran yiyecekleri sizlerle paylaşmak istedik. İşte bu sağlıklı ve mucizevi yiyecekler…

Somon

Somon, vücudumuzun kendi başına üretmediği önemli bir besin olan omega-3 yağ asitleriyle dolu bir beslenme gıda. Omega-3 yağ asitleri, vücuttaki, özellikle beyindeki hücreleri çevreleyen zarların bir parçasıdır. Araştırmalar, omega-3 yağ asitleri ile somon gibi balıkların tüketilmesinin depresyonu hafifletebileceğini gösteriyor.

Somon aynı zamanda ödemle savaşan bir besindir. Ocak ayında yayınlanan yeni araştırmaya göre, vücutta artan inflamasyon depresyonda önemli bir rol oynayabilir.

Somonlu tariflerimiz için tıklayın.

Bitter Çikolata

Rafine şeker yerken keyif verir ancak yedikten sonra sizi öncekinden daha fena hissettirebilir. Oysa ki bir parça bitter çikolata, size çok daha uzun süreli bir iyilik hali bahşeder.

Araştırmalar, bitter çikolatanın sadece beyninizi değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminizi ve gözlerinizi de güçlendirdiğini gösteriyor. Yine de seçtiğiniz çikolataya dikkat edin. Çalışmalarda, bitter çikolatanın en koyusu olan %70 kakaolu bitter çikolata kullanıldı. Tadı tatlıdan çok acıya dönük olan bu çikolatanın sadece %30’u şeker ve sütten ibaret.

Bitter çikolatalı tariflerimiz için tıklayın.

Orman Meyveleri

Birbirinden lezzetli kırmızı orman meyveleri yalnızca bedensel sağlığınız için değil, aynı zamanda zihniniz için de oldukça güçlü bir silahtır. Bu meyveler, ruh halini düzenlemeye, hafızayı iyileştirmeye ve vücuttaki ödemi azaltmaya yardımcı olan flavonoid bakımından oldukça zengindir.

Ahududulu tariflerimiz için tıklayın.

Ispanak

Ispanak ve kara lahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, omega-3 yağ asitleriyle doludur ve aynı zamanda ödemle savaşan besinlerdir. Yeşil yapraklı sebzeler ayrıca beyin fonksiyonu ve ruh halinde önemli bir rol oynayan magnezyum açısından da zengindir.

Ispanaklı tariflerimiz için tıklayın.

Badem

Badem, beyin sağlığını artıran sağlıklı bir yağ içerir. Ayrıca, özellikle strese tepki olarak bilişsel işlevdeki düşüşü önlediği bilinen tirozin adı verilen bir bileşik açısından da zengindirler.

Bademli tariflerimiz için tıklayın.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Bir Dondurma Hikayesi

Yıl 1970. Kırıkkale’de küçük bir mahalle. Tek katlı müstakil evler. Çocuklar evlerinin bahçesinde oynamak yerine sokakta toplanmışlar, elleri çamur içinde. Çünkü çamurdan bebekler yapıp kurutacaklar ve onlarla evcilik oynamaya başlayacaklar. Bir anda günün o en güzel anı gelmiştir ve beklenen ses duyulmuştur: ‘’Dondurmacıııııı!’’ Çocuklar hemençeşmeye koşarlar, eller yıkanır. Şimdi o minik avuçlarda birkaç kuruş, çocukları gördüğüne sevinen yaşlı dondurmacı amcanın etrafını sarmışlar. Külahlar şimdiki gibi değil o zamanlar. 2 parmak uzunluğunda küçük kase şeklinde. Ellerde minik dondurmalar, kimisinin parası yoktur ama gönlü boldur dondurmacı amcanın, onları eli boş göndermez. Veresiye de olur, kimisine komşu baba ısmarlar. Bir curcuna olurdu öyle, dondurma arabası diğer mahalleye gidene kadar.

İşte annemin gözünden çocukluğunun dondurması böyleymiş. Sonrasında her şey o kadar değişti ki! Mesela benim mahallemden seyyar dondurmacı geçmezdi. Babam bizi evin yakınındaki pastaneye gönderirdi dondurma almamız için ya da marketteki paketli dondurmalardan alırdık.


Şimdilerde sadece dondurma satan dükkânlar var. Her çeşit meyveden, sakızdan, kurabiyeden hatta ekmekten bile yapılmış dondurmalar yiyebiliyoruz bu günlerde.


Peki, dondurmayı ilk kim yapmış? Tarih bize bununla ilgili bir sürü hikâye sunuyor. Ama biz 4000 yıl öncesine, Çin’e gidelim. Dağlardan toplanan karları pirinç lapası, süt ve çeşitli baharatlarla karıştırarak tüketmişler. MÖ 6oo‘lü yıllarda İran’daki Persler kaymak, bal, şurup ile karıştırdıkları karı yer altına yaptıkları ‘yahçal’ adını verdikleri soğuk depolara gömerek, sıcak yaz günlerinde serin ve tatlı bir şeylerle ferahlamanın yolunu bulmuşlar. Asur ve Mısırlılara ait kabartmalarda dondurmaya benzeyen yiyeceklere de rastlanmış.


Doğu, karla buluşan tatlıyı tüketirken bugün dondurmalarıyla ün yapmış İtalya acaba nasıl tanışmış? 16. Yüzyılın ünlü gezgini Marco Polo, gerçekleştirdiği bir Uzakdoğu seyahatinde bu tatlının damak zevkine ne kadar uygun olduğunu fark eder. Reçeteyi alıp vatanına döndüğünde Bernardo Buontalenti ile paylaşır ve İtalya da dondurmayla tanışmış olur.


Bir de Fransa var tabii. Fransızların dondurmaya kattıkları güzel dokunuşları
görmezden gelemeyiz. 1533’te İtalyan güzel Catherine de’Medici Fransa kralı II. Henry ile evlenip aşçısını da yanında getirince olanlar olur.


Bu arada dondurma halka daha inememiştir. Zenginlerin, aristokratların sofrasını
süsleyen dondurma ve şerbetler 1686’da Francesco Procopio Cuto’nun Paris’te açtığı ilk cafe ile halkla buluşur. 19. yüzyılda İngiltere sokaklarında İtalyanların ‘penny-licks’ adlı bardaklarla sattıklarını görüyoruz ki bu bardaklar yıkanıp tekrar serviste kullanılıyordu.


1900’lerde dondurma artık Amerika’da. İlk dondurma makinesine, ilk dondurma
fabrikasına hatta ilk külahın icadına bile el atan ülke. 1904’te St. Louis’te düzenlenen bir dünya fuarında dondurma satıcısının kağıt tabakları biter. Yanındaki Suriyeli fırıncının yaptığı waffle‘ları külah şekline getirerek dondurmaları içine koyar ve satmaya devam eder. Sonrasında tabii külah bugünkü formuna gelmiş.


2000’li yıllara geldiğimizde artık dondurma her yerde. Diyeceksiniz eee Maraş
dondurmamız var hiç bahsetmiyorsunuz? Coğrafi işaretini almış Maraş Dondurması ve hatta
Türklerin dondurma ile ilgili hikâyesini bir başka yazımda anlatayım. Bir de size bir tarif hazırladım. Fındıklı dondurma tarifi. Dilerseniz bir bakıp deneyebilirsiniz. Ev yapımı ve lezzetli bir dondurmaya kim hayır diyebilir ki?

Missing Alt Text

Neslihan Alan

Yenilebilir Kozmetik: Evde Sütlü Maske Yapımı

Günlük bakım rutininize sütü de ekleyerek cildinize ihtiyacı olan tüm vitamin ve mineralleri sağlayabilirsiniz. Sütün içerisinde bulunan A, D ve E vitaminleri cildinizin genç kalmasını sağlayarak doğal nemlendirici görevi üstlenir.

Kusursuz ve pırıl pırıl parıldayan nemli ciltlerin süt olabilir. Evde kolayca birkaç malzemeyle hazırlayabileceğiniz sütlü maskeler sayesinde cilt bakımı çok kolay. Peki evde sütlü maskeler nasıl hazırlanır? Sütlü maske tariflerimizi sizler için sıraladık.

Sütlü Maske Tarifleri

Sütlü Yulaflı Maske Tarifi

Cildinize doğal bir ışık katacak sütlü & yulaflı bir yüz maskesi hazırlamak için 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi ile 2 yemek kaşığı sütü ocakta kaynatın. Kaynadıktan sonra 15-20 dakika boyunca soğumaya bırakın. Soğuduğunda içine 1 tatlı kaşığı bal ilave edip karıştırın. Bu karışımı cildinize uyguladıktan sonra 15 dakika boyunca bekleyin ve ılık su ile durulayın.

Sütlü Yumurtalı Maske Tarifi

1 yumurta sarısı ile 2 yemek kaşığı sütü iyice çırpın. Sonra bu karışımı cildinize masaj yaparak uygulayın. Yaklaşık 15 dakika bekledikten sonra ılık sonra soğuk su ile durulayın. Bu tarifi her hafta 1 kez uygulayabilirsiniz.

Sütlü limonlu Maske Tarifi

1 kahve fincanı süt, yarım limon suyu, 1 tatlı kaşığı bal ve 1 yemek kaşığı yoğurdu bir kabın içine koyup iyice karıştırdıktan sonra bu karışımı yavaşça cildinize masaj yaparak uygulayın. Yarım saat boyunca beklettikten sonra yumuşak hareketlerle temizleyin.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Merhaba!

Bu ilk yazımda yemeğin benim için ifade ettiklerini yazmak istedim. Yemek, dilimizdeki karşılığı itibariyle hem yiyeceklerin hem de yeme eyleminin kendisi. Bu eş anlamlılık bana her zaman yemeklerin ancak yeme eylemi ile anlam kazandığını düşündürmüştür. Yemeği nesne halinden eyleme dönüştüren baştan sona tüm aşamalar, oldum olası bana keyif vermiştir: Yiyecekleri tek tek seçmek, evde özenle dizmek, pişirmek, sofralar kurmak, paylaşmak ve tabi ki yemek.

İlk aşama, malzemeleri almakla başlıyor. Sonuçta malzemeler güzelse yemek de (büyük olasılıkla) güzel olacaktır! Çağımız insanının kaderi olsa gerek, ben de çok sık yaşadığım şehri ve semti değiştirdim. Ama her taşındığım yerde; en taze sebze-meyveyi, en çamursuz ıspanak-semizotunu, en çeşitli kuruyemişi-zeytini neresi satıyor, radarlarım hemen bu şekilde çalışmaya başlar. Sistemimi kurduysam sonraki aşamaya geçebiliriz.

Pazardan veya yerel dükkanlardan alışveriş yaptıktan sonra evde de çeşitli seremoniler başlar. Kâğıda sarılacaklar, kavanozlara veya kaplara koyulacaklar, bez torbalara aktarılacaklar, buzluğa kaldırılacaklar, sağdan say, herkes tamam. Özellikle 30 yaş sınırını aştıktan sonra insan cam kavanoz ve saklama kabı hastalığına yakalanıyor. ? Neyse yaş konusuna girmeyecektim…

Yemek pişirme aşamasını tabi aylarca anlatsam bitmez. Ama kısaca mevsiminde tüketmeyi, hep yeni şeyler denemeyi ve tek başıma yiyeceksem bile mutlaka özenerek hazırladığımı söyleyebilirim. Oldukça geniş ve yeniliklere açık bir damak tadım vardır. Seyahat etmeyi de çok sevdiğim ve yaptığım iş dolayısıyla da farklı ülkelere/şehirlere gitme şansı bulduğum için, gastronomi anlamında da tattığım yeni yemekleri kendi pişirme alışkanlıklarıma dahil etmek de çok hoşuma gidiyor.

Geldik son aşamaya. Geniş bir ‘çekirdek’ aileye sahip olduğum için çocukluğumdan beri kalabalık sofralar, yemek sonrası uzayıp giden sohbetler, masa etrafındaki paylaşım benim için çok önemli.

Yemek paylaştıkça mutluluğu, neşeyi çoğaltan, bizi birbirimize yaklaştıran mucizevi bir katalizör. Bizimtarifler sitesine de bu amaçla girdim, paylaştıkça çoğalalım.

Daha çok tarif için @coctione_hesabımdan beni bulabilirsiniz.

Missing Alt Text

Sezen Savran Penbecioğlu

Sofralar

Sofra deyip geçmemek lazım. Kahvaltısı ve akşam yemeğiyle meşhur bir toplumuz biz. Yemek yemek basit bir eylem gibi görünebilir. Yemeğin hazırlanması, sofraya getirilmesi başlı başına bir şölendir.

Kararların alındığı, bazen iyi, bazen kötü haberlerin masaya yatırıldığı ve bütün günün yorgunluğunu attığımız bir arada bütün olma yerleridir.
Ev sahibi hakkında ne çok bilgi verir. Özeni, sofrada bulunanlara verdiği değeri bazen kullanılan bir örtüden bazen de taze bir çiçekten ya da bize özel hazırlanan bir yemekten anlarız.

Büyüklerimizin baş tacı olduğu masalar. Bütün aile fertlerinin hazır olda bulunduğu tadına doyum olmayan o güzel sofralar.
Hele bayram sofraları. Bizim ne güzel alışkanlıklarımızdandır. Sabah erkekler camiye giderken, kadınlar sofra ile ilgilenir. Bütün aile o sofranın başında bu senede sağlıkla oturabilmenin huzurunda, sıcak çayını yudumlar.

Mutlaka el açması börekte vardır sofrada ve biraz şanslıysanız ıspanaklıdır da. Peynir, zeytin, illa ev yapımı reçel ve köylü pazarından alınmış kırmızı domatesler.

Sofra, bahanedir bir arada olmak için. Çocukların bu güzel gelenekleri anımsaması, unutmaması ve yaşatması için. Geçirdiğimiz şu zor günleri ağız tadıyla atlatabilmeyi, bir arada yeniden kalabalık sofralar kurabilmeyi diliyorum hepimiz için.

Sevgi’den sevgiler

Missing Alt Text

Sevgi Kahraman

İskender Kebabının Serüveni

Bu hafta Türk mutfağının efsaneleşmiş lezzetlerinden olan “İskender” olarak da bilinen meşhur “Bursa Kebabının” ortaya çıkış serüvenini birlikte inceleyeceğiz. Bursa yöresinin meşhur kebap yemeklerinden birisi olan iskenderin temel malzemesi döner olsa da, iskenderi iskender yapan, üstündeki tereyağ, domates sosu, yanındaki yoğurt ve altındaki yağlı pide parçalarıdır.

İskender kebabının hikayesi, 1867 yılında Mehmet oğlu İskender Efendi’nin Bursa Kayhan’daki dükkanında başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar kuzu, yere paralel biçimde duran odun kömürlü bir ocağın üzerine yatırılarak pişirilmekteydi. Bu yöntemde kuzuyu sürekli olarak çevirmek hem aşırı emek gerektirmekte, hem de etin her tarafı eşit derecede pişirmemekteydi. Ayrıca kuzu etinin farklı bölümlerine ait farklı tatları müşterilere eşit biçimde paylaştırmak da oldukça zordu. Tabii ateşin üzerinde yatay duran ve yağları kömürün üzerine damlayan kuzunun ortaya çıkardığı koku ve duman da rahatsız ediciydi.

İskender Efendi henüz 12 – 13 yaşlarındayken tüm bu sorunları çözecek devrimsel bir yöntem icat etti. Amcası Sabit Dede’den aldığı destekle icadını hayata geçirdi. Kuzu etini, kemik ve sinirlerinden ayırdıktan sonra dikey madeni çubuk üzerinde, kendi ekseni etrafında döndürerek odun kömüründe pişirdi. Bu sayede eti çevirmek, her tarafını eşit biçimde pişirmek kolaylaştı, koku ile duman ortadan kalktı ve kuzunun en lezzetli bölümleri kaynaşarak efsane bir lezzete dönüştü. Bu lezzet, Bursa’da o tarihlerde “İskender Efendi’nin Dönen Kebabı” olarak isim yaptı. Halk dilindeki “döner”, “döner kebap” tanımlamalarının çıkış noktası oldu.

Sizin için hazırladığımız iskender tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Ortaya çıkış serüvenini merak ettiğiniz yemekler için @hikayeliyemekler Instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Soframızın Baş Tacı Patates

Patates, patlıcangiller familyasından yumruları yenen otsu bitki türüdür. Patates sözcüğü Amerika yerlilerinin dilinden İspanyolca aracılığıyla çeşitli Avrupa dillerine geçmiş, Türkçeye İtalyanca ve Yunanca’dan girmiştir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini de giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar şişliğinde faydalıdır. Sert bir şey yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını sağlar. Patates yemek basur memesi, yanık ve çıbanların ağrılarını geçirir. Ana vatanı Amerika’dır.

Her sofrada bulunan, genelde çok sevilendir patates. Kızartması, haşlaması, salatası, yemeği ve keki derken aslında bir kurtarıcıdır.

Bazen aperitif, bazen başlı başına bir yemek bazen de rol çalan yardımcı oyuncudur. Memleketimin soğuk topraklarında patates yetiştiğinden bizim için pek kıymetlidir. Kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmesi. Evliliğimizin ilk yıllarında eşim bu duruma çok şaşırmıştı. Annemlere ne zaman kahvaltıya gelsek haşlanmış patates olan sofraya hülyalı bakışlar atar, gülümserdi. Düşünün o kadar kıymetli ki misafirimiz olduğunda mutlaka sofranın baş tacı haşladığımız patatesler var. Kızartmasını da yapıyoruz elbet, püresini ve salatasını da. Bunlara rağmen misafir gelince ille de haşlamasını sofrada görerek büyüdüm ben. Yıllar sonra kardeşim evlendi. Gelinimizin de bu durum dikkatini çekmiş. Bir de sevmiyorsanız, eyvahlar olsun daha çok dikkat çekiyor bizim baş tacı. Anneannem üç öğün patates yese hayır demeyenlerden mesela.

Demem o ki patatesle bağımız kuvvetli. Ne o bizi, ne biz onu bırakamayız.

Missing Alt Text

Sevgi Kahraman

Anneanne Evinde Çocuk Olmak

Anneanne evinde çocuk olmak; hele bir de kız çocuğuysan tadından yenmez. Her yaşımda o günleri hatırladıkça yüzümde mutlak bir tebessüm var olacak şüphesiz…

Belki de yemeklerle iç içe olmamın nedeni anneannemdir. Zira annem beni hep mutfaktan kovardı ama ben bacadan girerdim. Anneannem öyle miydi… Oturturdu dizinin dibine ve ne yapıyorsa benim de elimden geldiğince yapmama izin verirdi. Ah canım anneannem…

Onunla pazara gitmek büyük bir keyifti benim için. O pazarcı amcalarla yarı sohbet yarı pazarlık havasındayken ben çoktan her şeyden yemiş olurdum. Sonra da hamal amcaların arabalarına alınan ürünlerle biner ve eve dönene kadar yemeye devam ederdim.

Reçellik malzemeler, yemeklik malzemeler ve tabi ki mısır… Ah o mısır o mısırları çiğ yiyemediğim için pişmiş haline giden o pazar ve arası süren yolculuk asla bitmezdi benim için.

Mısırların heyecanı düdüklü tencerenin düdüğü bütün evi inletip kokusu da heryeri sarınca bendeki sabırsızlık da en üst seviyeye ulaşmış olurdu zaten… O koçanların içindeki suyu emmeyi de anneannem öğretmişti galiba, hep bilir ağzının tadını…

Anneanne evinde çocuk olmak, bununla ilgili bir hikaye serisi oluşturabilirim gerçekten! Sadece o günlerdeki çocuksu mutluluğumu hatırlamak ve size de yaşadığınız mutlulukları hatırlatmak için…

Sevgiler…

Missing Alt Text

Melek Burcu Yakar

Kuru Sebzelerin Gücü Adına!

Şöyle bir bakıyorum da bizim nesilin yaşamadığı bir salgın kalmıştı o da oldu. Pandemi nedir, nasıl mücadele edilir son bir buçuk yıldır herkesin gündemi bu oldu değil mi? Ama her kötü tecrübenin içinde tutunulan bir güzellik olur derler.

Yani pandemi hepimizi rüzgârına almışken iyi şeyler de olmadı değil…

Tüm dünyanın içine kapandığı, doğanın kendine geldiği bu dönemde kendimizi korumak için dışarı çıkmadan yapabileceğimiz ne varsa denedik.

Sipariş vermeye o kadar korktuk ki her şeyi evde yaptık. Pizzayı, döneri, ekmeği ve hatta lahmacunu bile…

E bir müddet marketlere gitmeye de korkar olduk haliyle… İşte tam bu zamanlarda Anadolu’nun zengin kültürü sahneye çıktı ve bize aslında çok da faydalı olan bir geleneğimizi hatırlattı… Evde bulduğumuz kurular, konserveler, buzluktaki yiyecekler imdadımıza yetişti.

Atalarımız boşuna dememiş; yazın başı pişenin, kışın aşı pişer! ?

Kurutma işlemi, yiyecekleri uzun süre muhafaza için ilk çağlardan beri uygulanan en eski yöntemlerden biridir. Türkler Orta Asya’da bulundukları süre içinde göç etmeleri sebebiyle gıdaları yanlarında taşıyabilmek için etleri, süt ürünlerini, meyveleri ve sebzeleri kurutarak muhafaza etmişler; bu kültürü göç sırasında Anadolu’ya taşımışlardır.

Günümüzde annelerimiz yaz sebzelerini kurutma, konserve veya dondurulması şeklinde bu geleceği sürdürmektedirler.

Peki bu gelenek neden hala popülerliğini yitirmedi? Yani Şubat ayında marketten domates alınıp yenmez mi bu kadar emeğe gerek var mı?

Her şeyden önce sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek, alınabilecek fayda açısından çok önemlidir. Yaz güneşinde kurumuş meyve ve sebzeler bu açıdan faydayı maksimize eder ve bize özlediğimiz lezzetler için başka bir alternatif sunar. Üstelik kurutulmuş meyve ve sebzeler, aynı ürünün tazesine oranla daha fazla lif içermektedir. Bu sindirim sistemimiz için de daha faydalıdır ve uzun süre tok tutarlar.

İçerdiği mineraller sayesinde kan basıncını düzenler, yüksek tansiyon ve benzer birçok rahatsızlığa karşı etkili olduğu söylenir, iyi bir antioksidan kaynağıdır. Aynı zamanda demir ve kalsiyum açısından da oldukça zengin besin kaynaklarıdır.

Şimdi tarih tekerrür ediyor ve sık sık karantinaya giriyoruz. Karantina dönemlerinden ruhen sağlam ve bedenen formda çıkabilmek için ev yapımı lahmacunlara, ekmeklere ara verelim diyorum ve arttırıyorum!

Yaşasın buzluklar, konserveler ve en güzeli kuru sebzeler!

Sevgili anneciğimin her yaz emek emek kuruttuğu sebze ve meyvelerden lezzetli 2 alternatif denedim; Kuru Dolma ve Kuru Sebzeli Kebap.

Afiyetle yiyiniz.

Not: Ellerine sağlık annecim, iyiki varsın!

Missing Alt Text

Ezgi Güntürkün

Vegan Beslenmenin Faydaları

Vegan beslenme nedir? Nasıl uygulanır? Vegan beslenmenin vücudumuza faydaları nelerdir? Veganlık günden güne daha fazla kişinin benimsediği bir yaşam tarzı haline geldi. Bu da anlamına ve uygulama yöntemlerine dair git gide büyüyen bir merak uyandırıyor. Bu yazımızda bu merak unsurlarını yanıtlamaya çalışacağız.

Vegan Beslenme Nedir?

Vegan beslenme, veganizm, en basit tanımıyla hayvan kaynaklı ve hayvan kullanımı yoluyla elde edilen ürünleri kullanmayı reddetmeye deniyor. Veganlar yalnızca hayvan eti ya da hayvansal ürün kullanımına değil, hayvanlar üzerinde deney yapan markalara, hayvan ürünlerinden üretilen kozmetik, temizlik, tekstil ürünlerini kullanmaya da karşı çıkıyorlar. Yani veganlığı bir tüketim tarzından ziyade, bir yaşam felsefesi, bir kültür olarak da benimsiyorlar. İpek, koyun yünü, hayvan kürkü gibi tekstil ürünlerinden uzak durup pamuk ve keten gibi bitkisel ürünlere yöneliyorlar.

Vegan beslenmenin faydaları nelerdir?

Vegan beslenme, diğer beslenme yöntemlerine oranla hayvansal proteinden ziyade sebze ve meyve içerir. Bu sebeple vegan beslenen bireyler daha vitamin, mineral ve lif ağırlıklı beslenmiş olurlar. Bu da bağırsak kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.

Tam tahıl, soya ve kabuklu yemiş gibi ürünleri de daha fazla tükettiklerinden kalp sağlıkları korunur.

Et ve peynir gibi ürünler yüksek oranda doymuş yağ içerir. Bunları kullanmıyor olmaları onların diyet kolesterolünü ve kan basıncını düşürür.

Veganların tükettikleri gıdaların kalorileri düşük olduğu için aşırı kilo alımını ve obeziteyi önler. Bu da aşırı kilodan kaynaklı kalp ve damar hastalıkların önlenmesine yardımcı olur.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Hikayeli Yemekler: Höşmerim

Bu haftaki hikayeli yemeğimiz ülkemizin farklı yörelerinde farklı şekillerde yapılan ve sevilen bir tatlı olan “Höşmerim”. Höşmerim; genel olarak şeker, peynir, irmik ve yumurta ile yapılan bir tatlı çeşididir. Höşmerim fazla malzeme gerektirmemesi, çabuk hazırlanabilmesi ve lezzeti nedeniyle Anadolu mutfağında önemli bir yere sahiptir. İlk olarak Orta Asya’dan göçler yoluyla gelen Anadolu Yörükleri tarafından yapıldığı bilinen Höşmerim özellikle Balıkesir’e bağlı Havran ilçesinin simgesidir. Peynir helvası ya da peynir tatlısı olarak da bilinen tatlı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de kendisine yer bulmuştur. Evliya Çelebi, bu tatlının, Balıkesir’e yerleşen ilk Türkmen göçebelerinde de görüldüğünü, Havran’a da oradan geçtiğini anlatmıştır.

Höşmerim, Marmara bölgesi başta olmak üzere Ege, İç Anadolu bölgelerinde çok üretilen ve tüketilen bir tatlıdır. Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaretli gıdalar listesine baktığımızda Balıkesir Höşmerim Tatlısı, Kırşehir Höşmerim Tatlısı, Sivrihisar Höşmerim Tatlısı, Çamlıdere Höşmerim Tatlısı, Çankırı Höşmerim Tatlısı olarak farklı tariflerde ve isimlerde tescillenmiş höşmerim tatlılarını görebiliyoruz. Beypazarı, Dörtdivan ve Mengen ilçelerinin de höşmerim tatlısı tescili için başvuruları bulunmaktadır.

Etimolojik araştırmalara göre “höşmerim” sözcüğü Farsça kaymakla yapılan bir tür tatlı anlamına gelen “oşmaram” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük tatlı anlamına gelen “oş” ve süt kaymağı, krema anlamına gelen “maram” sözcüklerinin bileşiğidir. Balıkesir yöresinde ise bu tatlıya “Höşmerim” isminin verilmesi farklı bir hikayesi mevcuttur. Hikayeye geçmeden önce bir not: Osmanlı Döneminde Türk aile yapısında, evli kadınlar eşlerine ‘Er’ veya ‘Erim’ diye hitap ederdi.

Rivayete göre, savaşın başlaması üzerine erini cepheye yolcu eden gelin, uzun yıllar geri dönmesini beklemiş. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen eri geri dönmeyen gelinin bütün ümitleri tükenmiş ve şehit düştüğünü düşünmeye başlamış. Fakat uzun yıllar sonra da olsa eri geri dönmüş. Gelin, canından çok sevdiği hayat arkadaşını birden karşısında görünce çok sevinmiş ve bir sofra hazırlamaya karar vermiş. Ama yoksulluk nedeni ile mutfakta pek bir şey bulamamış.  Ne yapsam acaba diye düşünürken ellerinde kalan tek ineğin sütünden mayalayıp duvara astığı peynir gözüne ilişmiş. Taze peynirin içine yumurta, şeker ve irmik katarak ateşte pişirmiş. İlk defa yaptığı bu lezzeti erine sunmuş ve merakla “Hoş mu erim? Hoş mu erim?” diye sormuş. Hayat arkadaşı memnuniyetle “Hoş hoş” diyerek gelini takdir etmiş. Öncellikle Balıkesir yöresinde sonra da tüm ülkede hikayesi kulaktan kulağa anlatılarak yapılan tatlı, hikayesinden dolayı “Höşmerim” adını almıştır.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Suşi Gecesine Davetlisiniz!

Tedbiri elden bırakmadan yeni normale resmen adapte olmaya başladık. Hayatımızdan hafta sonu yasakları, hafta içi kısıtlamaları, uzun süreli karantinalar geçti. Ne garip geliyor hala, değil mi?

Bu zorlu süreçte mutfak yine hepimizin bir numaralı yol arkadaşı oldu. Ekmek yapmak hiç bu kadar heyecanlı olmamıştı örneğin. Sabah kahvaltı, akşam yemek sofraları hiç olmadığı kadar çeşitle bezendi uzunca bir süre. Herkes evde olduğundan, ‘sofrada tüm aile bir araya gelme’ ritüeli eski rutinine döndü.

Şimdi, belli kurallar çerçevesinde tekrar sosyal hayata karışma zamanı! Gel gelelim sosyalleşmeyi dört gözle bekleyenler dahi eve öyle alıştı ki eski tempoya dönmek herkes için biraz zaman alacak gibi görünüyor

Hem dışarıda hem içeride sosyalleşirim diyenler,  hafif esintili sıcak bir yaz akşamında sevdiklerinizi balkon sofranıza davet etmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz; çünkü bizimtarifler olarak size şahane bir öneriyle gelmiş bulunuyoruz!

Biliyorsunuz trend kelimesi hayatımıza bir girdi, pir girdi. Mutfakta trend, yemekte trend, sunumda trend… Trend, trend, trend! Üstelik trendleri takip etmeseniz bile onlar sizi bir şekilde bulup yakalayıveriyor.

Suşi trendine hala kapılmamış olanlar, bu yazımız trendin ayağınıza geldiğine çok net bir işaret diyebiliriz; zira bu yazıda aslında uzun yıllardır ülkemizde çokça kimse tarafından sevilen ve tercih edilen, bir süredir trend olarak sosyal mecralarda karşımıza çıkan suşi ile keyifli bir akşam ve zengin bir masa kurarak misafirlerin karşısına çıkmanıza olanak sağlayacağız.

Suşide çeşitten bol ne var? İster sıcak ister soğuk, ister vegan ister klasik, ister çiğ ister pişmiş… Her damağı tatlandırmada iddialı bu yemek aynı zamanda görsel bir şölen yaratıp mide kadar gözü doyurmayı da başarıyor.

Şekli, renkleri, zengin içeriği, tabaktaki duruşu, çeşitli soslarla tüketilebilmesi suşiyi güzel bir akşam yemeği için ideal yemek haline getiriyor. Misafirlerine değişik bir tat tattırmak, gözlerine hitap etmek, dolu dolu tabaklar servis ederek iştahları kabartmak isteyen ev sahipleri için suşi gerçekten de büyük bir fırsat.

Kökeni Japonya’ya dayanan bu meşhur yemek için Japonlar: ‘Suşi bizde evde hazırlanan ve tüketilen bir yemek değil. Biz suşiyi daha çok restorana gidip yeriz.’ diyorlar. Şaşırtıcı; ancak elbette mümkün.

Evde suşi yapmak ise, gerekli malzemeler ve materyaller olduktan sonra koşuşturmacalı ve engebeli bir yolculuk sayılmayacağından; ülkemizde evde suşiye doymak Japonlara olduğu kadar uzak bir kavram değil.

Evet, gelelim yazının başında bahsini geçirdiğimiz püfür püfür bir yaz akşamında sevdiklerimizi etrafına toplayıp sokağı kahkahalarla çınlatacağınız o balkon sofrasına…

Bu sofrayı çeşitli suşi tabaklarıyla ve yanına eşlik edecek, şık sosluklar içine doldurulmuş soslarla donatmak; konuklara eşsiz bir deneyim yaratacak şüphesiz. Önyargılı misafirler olamaz mı? Olabilir. Suşi çeşitleri ve sunumları önyargıları kırabilecek güce sahip mi? Kuşkusuz.

Rengarenk tabaklara tabaklarla uyumlu şekilde rengarenk suşileri dizelim. Kendi favorimizi hep öne çıkarmak isteriz; fakat kendi favorimiz kadar başkalarının favorilerini de değerlendirmeye almamızda fayda var. ☺

Chopstick? Buna hiç değinmedik… Gerçek bir suşi sofrası chopstick’i hak eder. Yine de siz çatal bıçak da koyun tabii.. Bir chopstick için suşilerin boynu bükük kalmasın. Chopstick kullanamayan, çatal bıçakla yola devam etsin!

Sadece suşi gecelerinin değil, her konseptte sofranın olmazsa olmazı soslarımızı da masadan eksik etmeyelim. Suşi kendi başına güzel, soslarla bir başka güzel olabilir.

Ve son olarak bir başka olmazsa olmaz içecekler. E burada da tercihi size bırakalım, o kadar da karışmış olmayalım. ☺

Bu iş tamam! Sevenlerin doya doya tadına varacağı, mesafeli yaklaşanların yavaş yavaş alışacağı ve hem kendine hem mutfağına farklı bir lezzeti katacağı suşi temalı, pek trend ve çok lezzetli akşam yemeği hazır!

Vakit kaybetmeden önce tariff arayışına, ardından malzeme ve materyal alışverişine başlayıp harika bir akşama yelken açın! Unutmayın; tarifleri, malzemeleri ve materyalleri bulmak hiç ama hiç zor değil. ‘O eskidendi.’ derler ya, sahiden öyle.

Sağlık ve neşe dolu sofralarınız, akşamlarınız olsun!

Herkese afiyet olsun!

**Suşi hazırlama ve sunum videolarında emeği geçen Ororo Sushi Bar’a çok teşekkür ederiz.

Missing Alt Text

Kitchen Notifications

Domatesin Sağlığa Faydaları

Genellikle bir sebze olarak düşünülse de domates aslında patlıcan, biber ve patates ile birlikte itüzümü adıyla bilinen bir familyaya ait bir meyvedir. Boy boy, renk renk çeşitleri bulunur. Genelde kırmızı renkte olan domatesleri sarı, yeşil, mor, turuncu ve alacalı renklerde de bulabiliriz.

Her yemeğe yakışan ve tadına tat katan bu sebzenin -ya da yukarıda bahsettiğimiz gibi meyvenin- sağlığımıza sunduğu faydalar da saymakla bitmez. Biz yine de bu yazımızda bu faydaları sizler için sıralamak istedik. İşte domatesin sağlığımıza faydaları:

Kalbi korur

80 gramlık bir domates porsiyonu, bir yetişkinin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %5’ini karşılar. Potasyum açısından zengin gıdaları tüketmek, felç ve kalp hastalığı riskini azaltır. Domatesler ayrıca likopen adı verilen ve domatese kırmızı rengini veren bir bileşik içerir, likopenin kardiyovasküler hastalık riskini azaltma potansiyeli de dahil olmak üzere, hakkında yapılmış pek çok araştırma var.

Gözleri korur

Domatesler karotenoidler adı verilen bir grup fitokimyasal içerir, bunlar arasında likopen, lutein ve beta-karoten bulunur. Bu bileşikler göz sağlığını korumak için önemlidir ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve diğer göz hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir.

Sağlıklı cildi destekler

Domates dahil bitkilerde bulunan karotenoidler, cildimizdeki UV hasarını önlemeye yardımcı olabilir. 2006’da yapılan bir araştırma, 10-12 haftalık bir çalışmadan sonra, artan karotenoidlerin bir sonucu olarak güneş ışınlarına karşı duyarlılıkta bir azalma olduğunu buldu. Ancak bu, çok fazla domates yerseniz yanmayacağınız anlamına gelmez – UV hasarını önlemek için yönergeleri takip etmek ve güneşte dikkatli olmak yine de önemlidir.

Araştırmalar, domateslerin işlenmesinin ve pişirilmesinin besin değerlerini, özellikle antioksidan özelliklerini ve likopen bileşiklerine erişme yeteneğimizi artırabileceğini gösteriyor. Zeytinyağı sosu gibi bir yağ kaynağıyla birlikte domates yemek, bu koruyucu karotenoidlerinin emilimine yardımcı olur. Ayrıca, karotenoid içeriğinin çoğunun meyvenin kabuğunda bulunduğunu da unutmamak gerekir, bu nedenle meyveleri bütün olarak yemenin en faydalısı olabilir.

Kanın pıhtılaşmasını ve yaraların iyileşmesini destekler

Domates, kanın pıhtılaşması ve yara iyileşmesi için gerekli olan iyi bir K vitamini kaynağıdır. K vitamininin kemik ve kardiyovasküler sağlıkta da faydalı olabileceğine dair artan kanıtlar var.

Menopoz Belirtilerini Azaltmaya Yardımcı Olabilir

Nutrition Journal tarafından 2015 yılında yapılan bir araştırma, domates suyu alımının anksiyete, istirahat enerji harcaması ve kalp hızı gibi bazı menopoz semptomlarını hafifletmeye yardımcı olduğu ortaya çıktı. Bu çalışma, sekiz hafta boyunca günde iki kez 200 ml tuzsuz domates suyu tüketen 40-60 yaşları arasındaki 95 kadın üzerinde gerçekleştirildi. Bu küçük bir deneme olsa da, sonuçlar cesaret verici ve daha fazla araştırmayı garanti ediyor.

Domates herkes için güvenli midir?

Meyve ve sebzelerin itüzümü ailesindeki solanin adı verilen bir bileşiğin, artritik durumları ve eklem ağrısını şiddetlendirebileceği yaygın olarak düşünülmektedir. Ancak bugüne kadar, yalnızca anekdot niteliğindeki kanıtlarla bu varsayımı destekleyecek hiçbir araştırma yoktur.

Domates alerjisi nadirdir, ancak alerjiniz varsa patlıcan ve patates gibi itüzümü ailesinin diğer bitkilerine tepki göstermeniz olasıdır.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Güllaç

En sevdiğimiz lezzetlerin tarihi serüvenlerini incelediğimiz serimizde bu haftanın konuğu, özellikle Ramazan aylarının ve iftar sonralarının yıldızı olan Güllaç. Güllaç; mısır nişastası, su, gül suyu, süt ve şeker ile hazırlanan, Osmanlı ve Türk Ramazan kültürünün en önemli miraslarından olan geleneksel bir Türk tatlısıdır.

Güllaç, mısır nişastasını saklama çabasıyla ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde insanlar nişastanın böceklenmesini ve uçuşup ziyan olmasını engellemek amacıyla yufka şekline getirip uzun süre saklanmasını sağlamışlardır. Bu yufkalardan gerekli durumlarda çeşitli yiyecekler yapmışlardır. Nişasta kullanılması gerektiğinde ise bu sert yapraklardan koparıp ufalayarak toz nişasta olarak kullanmışlardır.

13. yüzyıla ait en eski tarifine göre, güllaç yapraklarını hazırlamak için buğday nişastası ve su veya çırpılmış yumurta akıyla yapılan sulu bir hamur saca dökülürdü. Bugün ise güllaç hamuru mısır nişastası ve sudan yapılmaktadır.

Güllaç, saray mutfağına ilk kez 1480’li yıllarda girmiştir. Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları şekerli sütle ıslatıp tatlı haline getirdi. O sırada Kastamonu gezisinde olan saray görevlileri Ali Usta’nın yaptığı tatlıyı çok beğenip, tatlıyla beraber Ali Usta’yı da saraya tatlıcı başı olarak götürdüler. İçinde bulunan gül suyundan dolayı “güllü aş” adını almış, zamanla değişerek “güllaç” haline gelmiştir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Çikolata Tadında Bir Tanışma

Merhabalar, ben Ekin! Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya ve Reklamcılık bölümlerinde son sınıf öğrencisiyim. Sosyal medya yönetimi ve dijital içerik üretimi üzerine çalıştığım için farklı konularda blog yazıları yazmayı da çok seviyorum. Bizim Tarifler’le yolum da tam bu şekilde kesişti.

The Cheat Day Co. ekibinde sosyal medya ve iletişim danışmanı olarak yer almamla birlikte gastronomiye ilgim katlanarak arttı. Daha doğrusu mutfakta aşırı beceriksiz olan benim gibilerin işini kolaylaştırmak için çeşitli tüyolar, mutfak sırları ve kolay tarifleri paylaşmaya başlayınca bu dünyaya hızlı bir giriş yapmış oldum. Hatta “Yok ben yine de uğraşamam!” diyenler için cheat daylerinde gidebilecekleri veya eve sipariş verebilecekleri sevdiğimiz mekanları da içeriklerimize ekledik. Instagram’da bizi @thecheatdayco olarak bulabilirsiniz.

Bu süreçte neler öğrenmedim ki! Binbir çeşit gastronomi terimi, dünya mutfakları, pişirme teknikleri… Bugün sizle vazgeçilmezim olan çikolata üzerine konuşmak istiyorum. Tanışmamız çikolata kadar tatlı olsun diye : )

Tarihteki ilk çikolatanın bugün yediğimizden çok farklı olarak sıvı formda acı bir içecek olduğunu biliyor muydunuz? Tarihi kaynaklara göre ilk kez Meksika’da bu şekilde içecek olarak kullanılıyormuş, neredeyse 4000 yıl önce. Fermente edilmiş ve macun haline getirilmiş kakao; su, vanilya, bal, acı biber ve diğer baharatlarla harmanlanarak elde ediliyormuş. Hatta Olmek, Aztek ve Mayalar bu içeceğin enerji ve güç verdiğini, kişiyi mutlu ettiğini düşünerek mistik bir özelliği olduğuna inanıyorlarmış. Ben sonuna kadar katılıyorum da bir özelliğini unutmuşlar: yaraları sarıp depresyona iyi geldiğini…

Düşünsenize hayatımızda şöyle bir yiyecek var: kahvaltıda ekmeğine sür, gün içinde atıştır enerjini yükselt, akşam yorgunluğunu at keyif yap, moralin bozuk olduğunda en iyi destekçin olsun! Tabi buradan “Ekin günde 5 vakit çikolata yiyin dedi.” gibi bir anlam çıkmasın, diyetisyenler beni topa tutar. Sosyal medyadaki linç kültürünün bir sonraki kurbanı olmak istemiyorum : ) Dozunu kaçırmadan yiyoruz, anlaştık mı?

Şimdi size bir sır veriyorum. Hani herkesin garip yiyecek birleşimleri vardır ya evde yalnızken yenir genelde. Etrafta yargılayacak kimse yok, zemin favori kombinasyonu mideye indirmeye elverişli. Benimki tuzlu çubuk krakeri veya tuzlu fiyonk krakeri Nutella’ya banıp yemek. Tuzun çikolatanın tatlılığını dengelemesinin benzersiz hissi… Eğer yeni tatlara açıksanız ve beni çoktan yargılamaya başlamadıysanız bir deneyin. Bana da haber verin hatta, Instagram’da @ekineryazar adresinde bekliyorum geri dönüşleri : )

Gitmeden kendimi sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmeyi başarmış herkese kendimi affettirmek için sağlıklı bir çikolatalı tarif bırakıyorum buraya. O çok sevdiğimiz Browni Intense var ya, gelin onu vicdan yapmadan yemenin yolunu keşfedelim!

Missing Alt Text

Ekin Eryazar

Pandemi Topluma Kilo Aldırdı

Ipsos araştırma şirketi, pandeminin başladığı ilk günlerden beri yürüttüğü “Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması” ile salgın sürecinin hayatımıza etkilerini gözler önüne seriyor. Yeni çalışmanın verileri, salgınla birlikte değişen beslenme eğilimlerimiz, spor alışkanlıklarımız etrafında kilo alıp verme durumumuzu inceliyor.

Her 10 kişiden 6’sı kilo almış

Ipsos’un bu yıl Şubat sonunda yaptığı yeni araştırmada katılımcılara pandemiden önceki kiloları ve güncel kiloları soruldu. Katılımcıların %60’ının geçtiğimiz yıla oranla kilo aldığı anlaşıldı. %12’si kilo verdiğini söylerken, %28’i aynı kiloda kaldığını açıkladı.

Karantinanın bize getirdiği: tam 3 kilo

Araştırma, kadınların erkeklerden daha fazla kilo aldığını söylüyor. Kadın katılımcılar arasında kilo alanların oranı % 65 iken, erkek katılımcıların %54’ü kilo almış. Araştırmaya katılan bireylerin salgından önceki ve mevcut kiloları karşılaştırıldığında alınan kilonun ortalama 3,3 olduğu görülüyor.

Pandemide spor yapmıyoruz

Beslenme alışkanlıklarımızdaki değişim spor alışkanlıklarımıza da yansımız durumda. Araştırmanın gerçekleştirildiği son 1 hafta içerisinde dışarıda spor yapanların oranı ise % 24 düzeyinde. Pandemiyi hareketsiz geçirmek ve değişen beslenme alışkanlıkları bize kilo olarak geri dönmüş durumda. Her gün evde en az yarım saat egzersiz yaparak ve beslenme alışkanlıklarımızı revize ederek kilo almanın önüne kolaylıkla geçebiliriz. Biz üzerimize düşeni yaparak sağlıklı tariflerimizden damak tadınıza en uygun olanları seçebileceğiniz tariflerimizi buraya bırakıyoruz.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Kumpirin Sofralara Yolculuğu

Bu hafta konuğumuz tereyağı, kaşar, lezzetli salatalar, mezeler ve soslar katılarak hazırlanan bir patates ürünü olan kumpir. Kumpir, közlenmiş patatesin, farklı lezzetlerle buluşmasıyla ortaya çıkan bir fast food yemeğidir.

İlk olarak Amerika’da keşfedilen patates, Kristof Kolomb sayesinde İtalya, Almanya, Rusya ve Fransa’ya ulaşmıştır. Ülkemize ise 19. yüzyıl sonlarına doğru gelmiş ve çok sevilerek yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Patatesin kumpire dönüşmesi ise Yugoslavya’da başlamıştır. Yugoslavya’da alüminyum folyoda pişirilen, içine salata konulan patatese “krumpir” denilmektedir.

Rivayete göre, kumpirin ülkemize gelmesi Bulgaristan göçmenleri tarafından gerçekleşmiştir. Ülkemize has zengin mezelerle doldurularak yepyeni bir ürün olmuştur. Şekli benzediği için adını krumpir’den almıştır. Ancak fırında pişirilmesi ve kendine has içeriği ile kumpir Türk mutfağının bir ürünü haline gelmiştir. Kumpir, patates anlamına gelen Bulgarca bir kelimedir.

Şimdi gelelim bu lezzetli tarifi nasıl yapacağımıza…

Patatesi güzelce yıkayıp kağıt havluyla iyice kurulayın. Bu noktada büyük boy, düzgün ve belirli büyüklükte olan patatesleri seçmelisiniz. Kuruyan patatesin üzerini önce bir fırın kağıdı ile daha sonra alüminyum folyo ile kaplayın. Önceden 200 derece ısıttığınız fırının tabanına patatesi yerleştirin. Üzerine bir tepsi koyup çok az aralık kalacak şekilde üzerine kapatın ve yaklaşık 90 dakika pişirin. Fırından çıkardığınız patatesi ortadan dikey şekilde kesin. Kaşar ve  tereyağı ilave ederek karıştırın. Daha sonda dilediğiniz meze ve sosları ekleyerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Hamburger

Hamburgerin hikayesinin Orta Asya’ya kadar uzandığını biliyor muydunuz? Günümüzün en bilinen fast food yiyeceklerinden olan hamburger, iki dilim yuvarlak sandviç ekmeğinin arasına yerleştirilen bir köfteyle yapılan sandviç türüdür. Genellikle ketçap, mayonez, hardal, turşu, soğan, domates ve bu tür malzemelerin ilavesi ile servis edilir. Genel olarak Amerika icadı olarak düşünülse de farklı bir hikayeye sahip olan hamburgerin tarihini gelin beraber inceleyelim.

Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Rivayete göre, eti çiğ olarak tüketen savaşçı Tatar atlıları zamanla bu eti eğerlerinin altına koyup uzun seferlere çıktıklarında, atın hareketleri sonucu etin az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler. Asya steplerindeki bu uzun seferlerde, eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave etmeye başladılar.

Bu işlemlerin sonunda bugün bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı. 19. yüzyılın ortalarında, Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da Tatar Bifteği’ni görüp Almanya’ya getirdi ve onu Hamburg Bifteği olarak sunmaya başladı. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sundu ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamına gelen ‘hamburger’ adını verdi.

Hamburger Almanya’nın dışına iki farklı yolla çıktı. Bunlardan ilki, bir fizikçi ve aynı zamanda da bir yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J.H. Salisbury’nin hamburgeri İngiltere’ye götürmesiyle oldu. Hamburger’in ikinci göç rotası ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleriyle beraber Amerika’ya gidişi oldu.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Festivalleri Yapılan Enginar

Enginar (Cynara scolymus), papatyagiller familyasından mavi-mor renkli çiçekler açan, 50-150 cm boyunda çok senelik otsu bir bitki. Güney Avrupa ve Akdeniz çevresinde yetişir. İklimsel uygunluğu nedeniyle de daha çok Ege, Akdeniz, Marmara’da yetiştirilir ve bilinir.

Evet, enginar aslen mavi-mor renkte çiçekler açan bir bitkidir. Yemek olarak kullanılan kısmı ise çiçekleri açmadan hatta olgunlaşmadan önce oluşan baş kısmıdır.

Orijinal adı cynara scolymus olan enginarın bu ismi bir efsaneden aldığı anlatılır…

Mitolojiye göre Zeus, Cynara isimli bir kadına aşık olmuş ve onu tanrıça olarak ilan etmiş. Birlikte yaşamaları için evine götürmüş. Zeus’un evini beğenmeyen Cynara, kendi evine geri dönmek istemiş. Buna çok öfkelenen Zeus, kadını enginara çevirmiş. Botanikte Cynara olarak bilinen enginara Cynara denmesi de bu sebeptenmiş. Eskiden enginar için “kralların yiyeceği” denirmiş.

Enginar, insanlığın keşfettiği en eski yiyeceklerden biri!

Yunan filozofu Theophrastus, M.Ö. 371-287 yılları arasında yaşamıştır. Yunan filozof enginarın İtalya’da ve Sicilya’da yetiştirildiğinden bahsetmektedir. Enginarın tarihi milattan önceye dayanmaktadır.

Efsanelere konu olan lezzetli enginarın faydaların bakalım…

Genellikle bahar aylarında, ülkemizin ılıman bölgelerinde yetişen ve düşük kalorili zengin içeriği sayesinde sağlıklı beslenmeye özen gösteren bireylerin sofralarından eksik etmemesi gereken bir bitkidir. Karaciğer dostu olarak bilinen enginar düşük kalorili, kolesterol düşürücü, bağışıklık sistemini güçlendirici haliyle sağlıklı beslenmek isteyenlerin yemek listesinde genellikle ilk sıralardadır.  Antioksidan özelliği sayesinde, toksik maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olarak, karaciğerin sağlıklı çalışmasını destekler. Yapısında bulunan potasyum minerali vücuttaki sodyum-potasyum dengesini düzenleyerek tansiyonu düzenler.

Enginardan lezzetli yemek olur. Peki lezzetli bir çay olur mu?

Biz şimdilik yiyerek tüketiyoruz ancak Vietnam’da enginar içilerek tüketiliyor. Ben de geçtiğimiz ay aktardan enginar yaprağı çayı almıştım ve tüketmeye başladım. Enginar yapraklarından yapılan çay Vietnamlıların popüler içeceği haline gelmiş. Dünyada da gitgide yaygınlaşan çay, enginar yaprakları kurutulduktan sonra kaynatılarak yapılıyor.

Enginar ile ilgili ilginç bilgiler henüz bitmedi… ?

Kaliforniya’da “Dünya’nın enginar merkezi” olarak bilinen Castroville’de her yıl enginar festivali düzenlenir. Kaliforniya kendini enginar başkenti olarak ilan etti bile!

Enginarın başkenti olur da kraliçesi olmaz mı?

Olur, festivalde de bir enginar kraliçesi seçilir. Tarihteki ilk enginar kraliçesi ise Norma Jean isimli genç kadın olmuştur. Norma Jean o günlerde henüz ünlü değildir ve adını Marilyn Monroe olarak değiştirmemiştir. Yani tarihteki ilk enginar kraliçesi Marilyn Monroe’dur.

Zeytinyağlısından dolmasına, çorbasından salatasına, yemeğinden böreğine enginar ile yapılacak türlü türlü tarifler bulabilirsiniz.

Enginardan bahsetmişken enfes tarifler vermezsem olmaz! Zeytinyağlı Garnitürlü Enginar ve Enginarlı Pilav ile klasik enginar tariflerinin dışına çıkarak, sofralarınıza farklılık getirebilirsiniz.

Afiyet olsun!

Missing Alt Text

Burcu Güldağ

Vanilyalı Dondurmanın Tarihi

Vanilya ilk zamanlarda özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’da dondurmaları tatlandırmak için sıklıkla kullanılırdı. Vanilyalı dondurma, tıpkı tüm diğer dondurmalar gibi, krema, şeker ve vanilyadan oluşturulan bir karışımın buz kaplarına konup soğutulmasıyla yaratılmıştı.

Dondurmayı tatlandırmak için seçilen vanilya türü, bölgelere ve göre değişiklik gösteriyor. Örneğin Kuzey Amerika ve Avrupa’da tüketiciler baskın tatlardan hoşlanırken, İrlanda’da biraz daha anason aromalı bir tat tercih ediliyor. Vanilyalı dondurma hazırlanırken yumuşak bir kıvam elde etmek için buz kalıbındaki karışımın ara ara karıştırılarak buz kabına geri konması ve katılaştırmaya devam edilmesi gerekiyor.

Vanilyalı dondurmalar genelde hazırlanırken kullanılan aroma tipine göre sınıflandırılır. Eğer doğal vanilya özü kullanılırsa, ürün “vanilyalı dondurma” olarak adlandırılır. Doğal öz kullanılmazsa “vanilya aromalı dondurma” olarak isimlendirilir. Yok, yapay vanilin kullanılıyorsa, ürün “yapay aromalı vanilyalı dondurma” olarak etiketlenir.

Missing Alt Text

Bizim Tarifler

Sezar Salata Nereden Geliyor?

Muhteşem sosuyla akıllarda iz bırakan, salataların gözdesi, Sezar salata. Marul, kruton ve sezar sosu ile yapılan bu dünyaca ünlü lezzet aslen Meksika kökenli bir salatadır. Gerek içeriğindeki malzemesinin bol ve doyurucu olması, gerekse lezzeti nedeniyle uzun yıllardır en çok tercih edilen salatalar arasında yerini korumaktadır.

Diyet yapanlar kadar, öğle ve akşam yemeklerinde düşük kalorili beslenmek isteyenler içinde her zaman bir numara olmuştur. Gelin şimdi de isminin nereden geldiği hep merak konusu olan bu meşhur salatanın tarihini inceleyelim.

Düşünülenin aksine bu meşhur lezzetin Julius Caesar ile hiç bir alakası yoktur. Sezar Salatası ismini kendini icat eden Caesar Cardini isimli İtalya’dan göç etmiş bir otel sahibi şeften almaktadır. Ortaya çıkış hikâyesi Amerika’da 1920’li yıllarda yaşanan alkol yasağına kadar dayanmaktadır. O dönemde maddi sıkıntı yaşamayanlar, alkol yasağını Amerika – Meksika sınırında yer alan Meksika’nın Tijuana kentindeki mekanları kullanarak atlatmışlardır.

Bu dönemde bölgenin en gözde otelinin sahibi ve şefi Caesar Cardini; 4 Temmuz kutlamalarının yapıldığı hafta aşırı bir yoğunluk yaşamıştır. Yoğunlukla beraber yaşanan tüketim sonucu kilerdeki malzemeler bile tükenme noktasına gelmiş ve bu durum karşısında Caesar Cardini mutfağında arta kalan son malzemeler ile misafirlerine bu salatayı ortaya çıkararak ikram etmiştir.

O yıllarda gelenek gereği masa başında o anda hazırlanan Sezar Salatasında, salata sosu doğranmamış marulun yapraklarının içine sürülür, üstlerine ekmek kıtırları konulur ve düz bir tabağın içinde marullar yan yana dizilerek servis edilirmiş. Daha sonra bu tarif, 1926 yılında Şef Ceasar’ın İtalyan ordusunda pilot olan kardeşi Alex’in otelde çalışmaya başlamasıyla geliştirilmiştir. Sosu denedikten sonra farklı varyasyonlar geliştiren Alex,  son olarak salatanın sosuna ançüez ekleyerek salatayı günümüzdeki haline getirmiştir.

Sizin için hazırladığımız Sezar Salata tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Mutfakta Sürdürülebilir Yaşam

“Pek çok küçük yerdeki pek çok küçük insan, çok küçük adımlar atarak dünyanın çehresini değiştirebilir.” Stefan Zweig’ın bu sözüyle, sürdürülebilirlik konusunu mutfaktaki seçimlerimize ve tutumlarımıza dikkat çekmek adına ele almak istedim. Evimiz olan tek gezegenin gelecek nesiller için hala yaşanabilir bir yer olmasını sağlamaya katkıda bulunmak her bireyin sorumluluğundadır.

Her şeyden önce dünyada yaşam, çocuklarımız ve sonraki nesiller için hala yaşamaya değer olmalıdır. Dünyadaki doğal kaynakların tüketilmesini ve ilerleyen iklim değişikliğini önlemek olmasa bile en azından kontrol altına almak için nasıl daha sürdürülebilir bir şekilde yaşayabiliriz?

Ne yazık ki, çevreyi korumanın yorucu, zahmetli ve pahalı olduğunu söylemek çok kolay, oysa küçücük hareketlerle bile ciddi anlamda ekolojik ayak izimizi azaltmamız mümkün. Gelin beraber çocuklarımız için, çevremiz için, kendimiz için bu sorumluluğu alalım.

Sürdürülebilirlik satın alma ile başlar!

Mutfakta sürdürülebilir alışveriş ve istifleme

Mümkün olduğunca bölgenizden ürün kullanmaya çalışın. Üreticiden size ulaşım yolu ne kadar uzunsa, gereken enerji miktarı o kadar fazladır. Dolayısıyla daha fazla karbondioksit üretilir. Meyve ve sebzelerin mevsimi tüm yıl boyunca değildir. Ayrıca, mevsimsel ve bölgesel olarak hasat edilen meyvelerin ve sebzelerin tadı her zaman daha iyi değil midir?

Peki, bugüne kadar bozulduğu için ne kadar yiyecek attık? Ne kadar yemek pişirmek istediğimizi dikkatlice planlayıp yalnızca gerçekten ihtiyacımız olan miktarları satın almalıyız. Bu yüzden alışveriş listesi ile markete gitmek mantıklı olacaktır. Özellikle süpermarketlerde, zamanında kullanamayacağımız ürünlerin ilgi çekici tekliflerine kapılmamalıyız. İstifleme yalnızca tahıllar, baklagiller vb. bozulmayan yiyecekler için anlamlıdır.

Mutfaktaki gıdanın satın alınmasının ve istiflenmesinin doğru organizasyonu, sürdürülebilirliğine önemli bir katkı sağlayabilir.

Alışverişten bahsediyorken köşedeki marketten alışverişe ne dersiniz? Yakın mesafeyse yürüyerek, biraz daha uzak ise toplu taşıma araçlarıyla veya bisikletle de gidebiliriz. Böylelikle sadece çevre değil, vücudumuz da bize teşekkür eder.

Vejetaryen beslenme

Bilinen bir konu olsa da, tekrarlamakta fayda var. Daha az et tüketmeliyiz. Et üretiminin çevreye zarar verdiği artık bilinen bir gerçektir. Et olması gerekiyorsa yerel ve organik olarak satın almaya özen gösterin. Bugün, vejetaryen ve vegan mutfağı et veya balık tüketimini gereksiz kılacak zenginlikte. Sadece biraz daha az et tüketmek bile çok etkili olmaz mı?

Mutfakta elektrik ve su tasarrufu – günlük yaşamda sürdürülebilirlik ilkesi

Sürdürülebilir bir mutfağa sahip olduğunu iddia eden herkes, elbette yoğun bir şekilde elektrik ve su tüketimiyle de ilgilenmelidir. Çünkü bunlara her gün mutfakta elektrikli aletleri kullanırken, yiyecek ve içecek hazırlarken, bulaşıkları ve mutfak mobilyalarını temizlemek için ihtiyaç duymaktayız.

En basiti lambaları enerji tasarruflu lambalarla değiştirip değiştiremeyeceğinizi kontrol etmektir.

Fırın çok fazla elektriğe ihtiyaç duyduğu için her gün kullanmamaya özen gösterin. Pişirirken fırını olabildiğince geç açın ve kalan ısıdan en iyi şekilde yararlanmaya çalışın.

Ocakta her zaman tencerenin kapağını kapatarak pişirin. Su kaynatırken, yemek pişirirken kapağı kapalı ve daha düşük ateş ile enerji tasarrufu yapmak mümkündür.

Son olarak, yeni cihazların – özellikle buzdolapları ve derin dondurucular – mümkün olduğunca enerji verimli olduğundan emin olun. Bu şekilde sadece elektrikten tasarruf etmekle kalmaz, aynı zamanda cüzdanınızı da rahatlatırsınız.

Suya gelince, içme suyu değerli bir kaynaktır!

Uzun süre elde yıkamak yerine bulaşık makinesi kullanılmalı. Su israfından kaçınmalı ve bulaşık makinesi sadece dolu olduğunda ve sadece ekonomi programında çalışmalıdır. Ayrıca bulaşıkları makineye koymadan kalıntıları su ile akıtmak yerine kalıntıları peçete ile temizlemek daha doğru olacaktır.

Bunu mutfak robotu olmadan da yapabilirsiniz.

Mutfakta birçok görev için mutfak robotu kullanabilirsiniz. Ancak bir mutfak robotu yerine birçok şeyi elle de yapabilirsiniz ve çoğu zaman daha da iyi sonuçlar alırsınız. Örneğin hamur yoğurmak gibi. Özellikle mayalı hamurlarda elin sıcaklığı ile daha iyi sonuç elde etmiyor muyuz?

Ayrıca küçük miktarlarda yiyeceği bir mutfak robotuyla hazırlamak yerine elle bıçakla keserseniz, mutfak robotunun montaj-sökme zamanı ve temizliği yerine yalnızca bir tahta ve bıçak kirletirsiniz. Bunlar tekrar hızlı bir şekilde temizlenir, zamandan ve sudan tasarruf edersiniz.

Atık: daha az üretin, doğru şekilde ayırın.

Bu kesinlikle mantıklı bir çözümdür. Çünkü bu bireysel kullanılabilir hammaddelerin ekolojik olarak duyarlı bir şekilde geri dönüştürülmesinin tek yoludur. Halen büyük ölçüde yakılan artık atığın aksine, metaller, plastikler ve kompozitler yerine kısmen geri dönüştürülebilir cam ve kağıt kullanılabilir. Sürdürülebilir mutfağın çıkarları için atık ayırmaya özel olarak önem verilmelidir. Çöpü ayırmaktan daha da iyisi, onu en başından azaltmak veya en iyisi tamamen kaçınmaktır.

Ve tabi atık yağlar. Onlar kesinlikle lavaboya dökülmemeli. Kullandığınız yağları bir şişede biriktirip en yakın atık yağ toplama noktalarına ulaştırabilirsiniz.

Paketleme ve market poşetleri

Bu noktayı belirtmek neredeyse gereksiz olacak ama gereksiz dış ambalajlamadan kaçınmalı ve mümkün olduğunca depozito sistemleri kullanılmalı. Yurtdışında, ülkemizde de olan zincir bir marketin bulaşık deterjanlarını evden getirilen şişelere dolum yaparak sattığını okudum. Ülkemizde de böyle bir şey olsa harika olmaz mıydı?

Ayrıca, ülkemizde kısa zaman önce uygulamaya giren ücretli market poşetleri bir çok ülkede uzun zamandır uygulanmakta. Yeniden kullanılabilir çanta ve sepetlerimizi yanımıza alarak, alışverişimizi en az 3-4 poşet tasarruf ederek tamamlamış oluruz. Plastik poşet yerine kullanabileceğiniz sebzeler içinde uygun file çantalar bulunmaktadır. Sebze meyve reyonundan alacağınız ürünleri poşetsiz olarak sepetinize koyabilir ve kasada bu filelere/çantalara rahatça aktarabilirsiniz.

Mutfak için sürdürülebilir mutfak aletleri, dekorasyonları ve kapları

Plastikten yapılmış tahta kaşık veya spatula gibi mutfak gereçlerinin bakımı kolay olabilir, ancak petrol ürünlerinden yapılırlar ve bu nedenle çevremize daha fazla zarar verirler. Bu nedenle sürdürülebilirlik ilkesine uymazlar. Aynı durum, mutfakta saklamak için kullanılan plastikten yapılmış birçok saklama kapları için de geçerlidir.

Bu bağlamda daha iyi bir alternatif, doğal ve en iyi durumda hızla yenilenebilir hammaddelerden yapılan mutfak aletleri ve kaplarıdır. Örneğin cam kaplar geri dönüştürülebilir olmaları nedeniyle çevreyi plastik kaplara göre önemli ölçüde daha az kirletmektedir. Cam, uygun şekilde işlenirse istediğiniz sıklıkta geri dönüştürülebilecek harika bir malzemedir. Bu şekilde atık cam, çevre korumamıza önemli bir katkı sağlar. Konserve kullanıyorsanız, cam kavanozda olanları tercih edin. Bu kavanozlar çok iyi bir şekilde değerlendirilebilir; ev yapımı reçeller veya rafta sunmak istediğiniz kuru yiyecekler için yeniden kullanılabilir. Aksi takdirde, boş ve yıkanmış cam kaplarla birlikte atık cam kaplarına koyabilirsiniz.

Mutfak aletleri için bambu veya tahtadan yapılmış mutfak eşyaları kullanılması tavsiye edilir. Bambu, çevreyi neredeyse hiç kirletmeyen ve kolay temizleme dahil çok iyi özellikler sunan, çok sağlam ve hızla yenilenebilen bir hammaddedir. Ayrıca, bambu doğal olarak hipoalerjenik, antibakteriyel veantimikrobiyaldir.

Klasik tahta kaşık, uzun bir geleneğe sahiptir ve doğru kullanıldığında plastik muadili kadar dayanıklıdır. Yerel ve sürdürülebilir şekilde ağaçlardan üretilen bu tür mutfak aletleri, tıpkı bambudan yapılan ürünler gibi çevre üzerinde çok düşük bir etkiye sahiptir. Bu nedenle mutfakta sürdürülebilir yönetim ve çalışma sağlamaya hizmet eder.

Termos, matara, pipet, hatta elektrikli küçük ev aleti örneğin su ısıtıcısı gibi ürünler alırken, cam, çelik veya bambu gibi malzemelerden üretilmiş olmalarına dikkat edin. Tek kullanımlık ürünlerden mutlaka kaçının.

Bugün, pişirme kağıdı, streç folyo gibi yardımcıları aratmayacak muadil sürdürülebilir ürünler mevcut. İnternette ilgili sayfalarda, streç folyo yerine balmumu kağıtlar bulabilir ve daha sağlıklı bir şekilde yiyeceklerinizi saklayabilirsiniz. Pişirme kağıdı yerine ise klasik yöntem tepsiyi yağlayarak hazırlayabilir veya sürdürülebilir alternatif ürünlere bakabilirsiniz.

Çevre dostu temizlik – mutfak temizliğinde sürdürülebilirlik

Ekolojik ve çözünür temizlik maddeleri çevreyi korur ve artık geleneksel temizlik maddelerinden neredeyse pahalı değildir. Buna ek olarak, mutfağın çevre dostu bir şekilde temizlenmesini sağlayan, denenmiş ve test edilmiş eski nesillerin doğal ev yapımı temizleyicilerini kullanmak faydalı olabilir. İnternette aratıp onlara bir şans verin… Genellikle çevre üzerinde ağır etkisi olan, agresif kimyasal temizlik maddelerinden çok daha etkilidirler. Kabartma tozu, soda, sitrik asit veya sirke gibi doğal maddeler bunun için idealdir.

Ayrıca, kiri silmek için kağıt havlu yerine yıkanabilir bir bez, örneğin eski kumaşlardan yapılmış bir bez kullanabilirsiniz.

En önemlisi, üzerinde yaşadığımız gezegeni biraz daha iyi hale getirme konusunda kendimizi iyi hissedebiliriz.

Küçük adımlar bile hedefe götürür!

Missing Alt Text

Müge Külçebaş