Sen Çok Yaşa Shenn Nung

Yayınlanma Tarihi: 10 Ocak 2022
imageSen Çok Yaşa Shenn Nung /> ornament

Anlatılmaz yaşanır. Her derde deva, ruhumuza şifa, içimizi isitan gönlümüzü hoş eden mübarek bir içecek. Benim için bir adaya düşsem yanıma alacağım ilk şey.
İlk kez Çin’de ortaya çıkan çayın tarihi M.Ö. 3. yüzyıla dayanır. Rivayete göre M.Ö. 2700’lerde imparator Shenn Nung bir çay ağacının altında oturur. Bu sırada sıcak su dolu kaseye birkaç yaprak çay yaprağı düşer. Yaprakların suya verdiği renk ve tat imparatorun hoşuna gider. İmparator şifa bulmak amacıyla ilaç olarak kullanmaya başlar
Çay başlangıçta tedavi amaçlı kullanılır. Çay ticaretinin gelişmesiyle ticari bir ürün haline gelir. M.S. 8. yüzyıl Çin’de kültür incelemelerine gelen Japon rahipler, burada çayla tanışır. Bu mucize bitkiyi ülkelerine götürürler. Japon halkı tarafından sevilir, hatta protokol toplantılarında bile seremonisi yapılır
Japonya’dan Hindistan’a, İran’a yayılan çayın Avrupa’nin tamamına gelmesi 12. yüzyılı bulur. Hollanda, Fransa, İspanya ve İngiltere çayla tanışan ilk Avrupa ülkeleridir. Rusya, Çin’den gelen ticaret kervanlarıyla çayla tanışır. 18. yüzyıla gelindiğinde çok sayıda millet çayla tanışmış olur.
Hayatımızın her anında bizim yanımızda olan çayla 1947 yılında Rize’nin Fener mahallesinde kurulan fabrikalayla tanıştık. Fakat bu serüven esasında II. Abdülhamit döneminde başlar. Çayın zirai bir ürün olduğu düşünülür. 1894 yılında orman madenler ve tarım bakanlığı dönemin
sadrazamına bir belge sunar. Belgede çayın ticari değerinin yanı sıra şifa kaynağı olduğu belirtilerek tarımının yapılması amacıyla uygundur onayı istenir.
Onayın kısa sürede çıkmasıyla Japonya’dan tohum tedarik edilir. Çayın ekimi ile ilgili ilk girişimler Bursa’da gerçekleşir, ancak ekolojik koşullar elverişsiz olduğundan girişim başarısızlıkla sonuçlanır.
1917 yılında Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi müdür vekili Ali Riza Erten ve beraberindeki heyet çay yetiştiriciliğini incelemek üzere Batum’a gider. Doğu Karadeniz’de Rize ve çevresinin toprak ve iklim koşulları itibariyle Batuma benzerlik gösterdiğini anlatan bir rapor hazırlar ve dönemin ekonomi bakanlığına sunar.
Rapor 1. Dünya Savaşı nedeniyle askıya alınsa da 1924 yılında Rize ve çevresindeki sosyolojik ekonomik sorunların tartışıldığı bir toplantıda tekrar gündeme alınır. 1924 tarihli çay, mandalina ve portakalın yetiştirilmesine ilişkin 407 sayılı kanun çıkartılır. Dönemin ziraat umum müdürü Zihni Derin tarafından başlatılan ilk çalışmalar Gürcistan’a getirilen ilk tohumlarla mümkün olur.ilk üretim denemesi Borçka’da başlar. Rizeli üreticiler tarafından deneme üretimleri başarılı sonuç verir. 1937 yilinda Batum’dan 20 ton çay tohumu ithal edilir. İlk mahsul 1938 yılında alınır.
Çocukluk anıları:
Bir Rizeli olarak çocukken sırtımda, sepetle elimde ,makasla çay kesmişligim vardır benim de. Tabii benimkisi sadece bir deneyimdi .Ama heyecanlı bir deneyim çünkü çocukken de bilirdik dünyanın en zehirli yılanları ayağımızın dibinden her an geçebileceğini…

Çay femileri (fideleri) özelliği gereği çok sıkıdır, arazi engebeli ve zemin kavgandir. Bu coğrafi koşullarda çaylığın (çay tarlasını) tam ortasında, çay keserken gördüğümüz çakal yuvaları ve her ezan okunduğunda uluma rituelleri ,bizim heyecanımızın tavan yaptığı anlardı.
Büyüklerin sabahın kör saati, yağmur altında, sırtlarında sepetleri, bellerinde oraklari ile yeşillikler arasında
kaybolup, saatler sonra eve geldiklerinde yüzlerindeki zafer ifadesi de unutulmazdı.
Bu neden bir zaferdi? Çünkü kestikleri çayları tam vaktinde seçilmiş olarak binbir zahmetle alım yerine ulaştırmaları, çaylarını satıp koçana işletmeleri bitiş çizgisine ulaşmaları, zafer demekti.
1990’lı yıllarda gittiğimde ise çiftçilerin daha sistematik ,fakat bence fantastik bir hazırlığına şahit olmuştum. Aynı takım alt üst yeşil ve mavi yağmurluklar, ayaklarında uzun sarı, yeşil botlariyla onları astronota benzetmiştim ve artık teleferik vardi.
Zamanla yöntemler de değişiyor.Fakat değişmeyen tek şey çayın hayatımızdaki yeri. Düğünde, cenazede, mevlitte bayramda, seyranda bütün kutlamalarda ilk ve son aranan içecektir. Öyle ki ağarlama bittikten sonra bile hiç içilmemiş gibi bir çay demyelim de içelim deriz. Bazen de en ümitsiz anımızda çay demleyip yeniden işe koyuluruz. Gördüğünüz gibi çayın faydaları bitmez. Ama ben yazımı eskilerin bir sözü ile bitiriyorum “Ferah çaylarınız olsun”.
Kaynak: Rize Ticaret Borsasi Tarım.Orman gov.tr. Çaykur gov.tr.
NOT
ilk çay kanunu hazırlayan : Esat Özoguz İlk çay tohumunu getiren :Hulusi Karadeniz
İlk çay fabrikası : Merkez Çay Fabrikasi ( Çaykur)
Çaykur bünyesinde : 46 yaş çay fabrikası 1 çay paketleme fabrikasi 1 pazarlama ve üretim bölge müdürlüğü
8 pazarlama bölge müdürlüğü Anatamir fabrikasi Atatürk Çay ve Bahçe Kültürel Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü bulunmaktadır.
İlk İhracat 1963 yılında 143 tondur Ülkemizdeki çay tarım alanı %2 dır. 229 özel çay fabrikası bulunmaktadır. Şu an ülkemiz 2019 verilerine göre çay İhracatında 31. sırada, İthalatında 25. sıradadır.

imageMissing Alt Text

Sabiha Akgün

Detay
Yazarın Diğer Yazıları
Yazarın Tarifleri

imageMissing Alt Text
Dünyanın Çayı

Düşeş Anna Buyrun Lütfen: Saat 5’e geliyor. Kapı aralığından hanımların seslerini duyuyorum. Misafirlerimiz çok şık şapkalar, eldivenler giymiş. Dumanı üstünde çaylar yudumlanırken herkes çok neşeli … Bu hikaye 19. yüzyılda başlıyor. Bedford düşesi, aynı zamanda Kraliçe Victoria nin nedimelerinden olan Anna Maria Russell öğlen yemeği ile akşam yemeği saatinin uzun aralıkla yenmesinden muzdarip olur, ve akşam yemeği saatinden önce hizmetçisinden çay ve atıştırmalıklar ister. Zamanla arkadaşlarını da bu çay saatlerine davet eder. 5 çayının popülaritesi, kralın yakın çevresine verdiği çay partileri ile artar. Böylece bu adet tüm ülkeye ve dünyaya yayılır. Beş çayı davetinin bazı kuralları vardı. Öncelikle evin en rahat ve huzurlu noktası mümkünse şömine karşisi seçilir. 5 çayı davetinde demleme çay ikram edilir, çatal, bıçak gerektirmeyen hafif, tatlı, tuzlu atıstırmalıklar çayla beraber ayrı sehpadan ev sahibi tarafından servis edilir. ikramlıkların sunumu, estetik olması son derece önemlidir. Fincanlar porselen veya seramik olup önceden ısıtılır. Enteresan bir not: Misafire ikram edilen atıştırmalıklar bitirilmediği takdirde misafir sonraki buluşmalara davet edilmez. Seylan çayı kullanıldığından %20 oranında süt eklenerek çayın tadı yumuşatılır sanırım neden süt eklediğimizi de artık biliyoruz. Bütün bu ritueller 5 çayının neden baska bir milletten degil Ingilltere den dünyaya yayıldığını açıklıyor. Biz çocukken, 8-9 yaşlarında annemin porselen fincanlarını vitrinden alıp çayımıza süt ekleyip keyifle içerdik, o mizanseni çocuk aklımızla yaşardık. Uzun yıllar bu ritueli yaptık. Zamanla yerini kahve ve filtre kahve aldı, fakat pandemiyle beraber yeni tadları arayan ben; eski günlere, sütlü çaya geri döndüm. Hafızama kazınmış anıların da heyecanıyla mutlaka porselen fincanı tercih ettim.

Tümünü Gör