Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu

Yazılar
Tarifler

Bademin Hikayesi

Badem, dünyanın en popüler ağaç kuruyemişleri arasındadır. Bronz, ahşap bir kabukta büyür. Daha yaygın olarak badem ağacı olarak adlandırılan Prunus dulcis’in yenilebilir tohumlarıdır. Bu ağaçlar 9 metrenin üzerinde büyüyebilir ve sıcak, kurak iklimleri tercih eder.

Badem, ilk olarak Asya ve Çin’in batı bölgelerinde ortaya çıktı ve büyük olasılıkla orada yetiştirildi. Evcilleştirmenin tam yeri zamanla kaybolmuş olsa da bilim insanları bademin ilk yetiştirildiği yerin en olası yer olarak Batı Asya’yı gösterebildiler. Günümüz İran’ında ve komşu ülkelerde bile yabani bademler yerlidir ve hala orada yetişmektedir. Badem ağaçları İspanya, Fas, Yunanistan ve İsrail gibi bölgelerde gelişti ve hasatları İpek Yolu boyunca Çin’e seyahat eden kaşifleri besledi. İspanya, badem endüstrisini sürdüren tek ülkedir ve hala badem üreticisidir.

Acı ve tatlı olmak üzere 2 çeşit badem vardır. İlki dünya çapında lezzetli bir atıştırmalık olarak satılıyor ve ikincisi sizi öldürebilir. Acı badem, siyanür açısından zengin olduğu için oldukça zehirli olarak kabul edilir. Zengin derken, acı bademin tatlı çeşitten 50 kat daha fazla siyanür içermektedir. Bunun gibi temel elementler yiyeceklerde çok yaygındır. Küçük miktarlarda vücudunuz tarafından kolayca atılırlar.

Uzmanlar, bademlerin, Ürdün’deki Numeira’da Erken Tunç Çağı’nda (yaklaşık M.Ö. 3000-2000) ortaya çıkması nedeniyle evcilleştirilen ilk ağaçlardan biri olduğunu düşünüyor. Bademden İncil’de bahsedilir ve hatta Mısır’daki Tutankamon’un mezarında da (yaklaşık M.Ö. 1325) bulunmuştur. Eski Roma’da yeni evliler badem yağmuruna tutulurdu, daha sonra bugün Kuzey Amerika’da şekerli badem verme geleneğine benzer bir doğurganlık büyüsü olarak kabul edildi.

Van Gogh Badem Çiçekleri serisini Güney Fransa’daki Arles ve Saint-Rémy’de yaşarken çiziyor. En sevilen tablolarından bazıları olarak kaldılar.

Bademin Faydaları

Badem, son derece besleyicidir ve sağlıklı yağlar, antioksidanlar, vitaminler ve mineraller açısından zengindir.

Mağazalardan satın alabileceğiniz bademlerin genellikle kabuğu çıkarılarak içindeki yenilebilir fındık ortaya çıkar. Çiğ veya kavrulmuş olarak satılırlar. Badem, sağlıklı tekli doymamış yağlar, lif, protein ve çeşitli önemli besinlerde yüksektir.

Badem, hücrelerinizi yaşlanmaya ve hastalığa önemli bir katkıda bulunan oksidatif hasardan koruyabilen antioksidanlar bakımından yüksektir.

Badem, dünyanın en iyi E vitamini kaynakları arasındadır.

Badem, birçok insanın yeterince alamadığı bir mineral olan magnezyum açısından son derece yüksektir. Yüksek magnezyum alımı, metabolik sendrom ve tip 2 diyabet için önemli gelişmeler sağlamaktadır.

Düşük magnezyum seviyeleri, yüksek tansiyonla güçlü bir şekilde bağlantılıdır, bu da bademlerin kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olabileceğini gösterir.

Günde bir veya iki avuç badem yemek, “kötü” LDL kolesterolde hafif düşüşlere yol açarak potansiyel olarak kalp hastalığı riskini azaltabilir.

“Kötü” LDL kolesterol, kalp hastalığının gelişiminde çok önemli bir adım olan oksitlenmedir. Badem atıştırmasının oksitlenmiş LDL’yi önemli ölçüde azalttığı gösterilmiştir.

Badem mutfakta şaşırtıcı derecede çok yönlüdür ve hem tuzlu hem de tatlı yemeklerde kullanılır.

Fransız makaron tarifi ve glutensiz yiyecekler için harika bir tatlı seçeneğidir. Sizinle bugün badem sütü yapmayı paylaşacağım. Birçok süpermarkette bulmak mümkün fakat kendi badem sütünüzü evde yapmak daha keyifli olmaz mı?

Lezzetli badem sütü tarifime buradan ulaşabilirsiniz.

Peki badem sütünü nasıl tüketebiliriz?

Kek pasta yaparken kullanabilirsiniz. Kahveleriniz de ya da tek başına tüketebilirsiniz. Ev yapımı dondurmalarınız da kullanabilirsiniz. Müslilerinizde ve yulaf lapalarınızda kullanabilirsiniz.

Badem sütü yaparken elde ettiğimiz posasını da atmıyoruz. İstediğiniz şekilde kullanabilirsiniz, ben genellikle kek ve kurabiye yaparken kullanıyorum muhteşem oluyor.

Lütfen sizlerde deneyimlerinizi bizimle paylaşın ve sağlıkla kalın.

Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu

Yemeklerin Başrol Oyuncusu Soğan

Soğanın tarihçesine bakıldığında, Orta Asya’da, günümüz İran ve Pakistan’da ortaya çıktığı ve muhtemelen tarih öncesi insanların henüz çiftçilik icat edilmeden çok önce yabani soğanları yediği soğan ekili en eski mahsuller arasında yer aldığı görülmektedir.

Soğanın, 5.000 yıl kadar erken bir zamanda Çin bahçelerinde yetiştirildiği ve Hindistan’daki en eski Vedik yazılarda bahsedilmektedir. M.Ö. altıncı yüzyılın başlarında, tıbbi bir inceleme olan Charaka Sanhita da soğanın bir ilaç, bir idrar söktürücü, sindirime, kalbe, gözlere ve eklemlere iyi geldiği anlatılmaktadır.

Yaklaşık M.Ö. 2500 tarihli bir Sümer metninde valinin soğan tarlasının sürüldüğü anlatılıyor.

Mısır’da soğan M.Ö. 3500 yılına kadar ekilip, ibadet nesneleri olarak kabul edildiler ve Mısır’lılar için daire içinde daire yapısı nedeniyle sonsuzluğu sembolize ettiler. Piramitlerin ve diğer mezarların iç duvarlarında soğan resimleri görülür. Bazı Mısır bilimciler, mumyalarla soğanların birlikte gömüldüğünü, çünkü onların güçlü kokularının ve / veya sihirli güçlerinin ölüleri tekrar nefes almaya sevk edeceği inancı ile bunu yapmış olduklarını savunmaktadırlar.

Yunanlılar, Olimpiyat oyunları için sporcuları güçlendirmek için soğan kullandılar. Yarışmadan önce sporcular kilo kilo soğan tüketirler, soğan suyu içerler ve vücutlarına soğan sürerlerdi.

Romalılar düzenli olarak soğan yerlerdi. 1. yüzyılda Yunan kökenli bir Romalı doktor olan Pedanius Dioscorides, soğanın çeşitli tıbbi kullanımlarına dikkat çekmiştir.

Pliny the Elder, soğanların zayıf görüşü iyileştirebileceğine, uykuya neden olabileceği ve ağız yaralarını, köpek ısırıklarını, diş ağrılarını, dizanteri ve bel ağrısını iyileştirebileceğine dair Roma inançlarını katalogladı. Pliny, Pompeii’nin soğanları ve lahanaları hakkında yazdı ve ölüme mahkûm şehrin kazıcıları, tıpkı Pliny’nin söylediği gibi soğanların yetiştiği bahçeler buldular. Soğan kafaları yerde boşluklar bırakmıştı.

Orta Çağ’a gelindiğinde, Avrupa mutfağının üç ana sebzeleri fasulye, lahana ve soğandı. Baş ağrılarını, yılan ısırıklarını ve saç dökülmesini hafifletmek için soğan reçete edildi. Ayrıca kira ödemesi ve düğün hediyesi olarak da kullanılıyordu.

Soğan, çiğ veya pişmiş, baharat veya sebze olarak yenilmesinin yanı sıra şuruplarda, boyalarda bir bileşen olarak ve hatta oyuncak olarak kullanılmıştır.

Soğanın tarihine yaptığımız kısa yolculuktan sonra sıra geldi soğanın faydalarına…

Bahar mevsimi ile birlikte etrafta polenler uçuşmaya başladı. Polen gibi bazı alerjenler vücudumuza girdiğinde bağışıklık sistemimiz alerjik reaksiyonları tetikleyen histaminleri serbest bırakıyor.

Soğan, özellikle kırmızı soğan bu reaksiyonu durdurmaya yardımcı olan kuersetin ve flavonoid bakımından zengindir. Vücuttaki histaminleri bloke etme yetisine sahip olan kuersetin belirli bağışıklık hücrelerinden histaminlerin salınmasını, burun akıntısı, öksürük, hapşırık, göz yaşarması, dilde-dudakta şişme ve hazımsızlık, sinüzit, alerjik rinit, geniz akıntısı, gibi semptomların azalmasına yardımcı olur. Bahar döneminde sizin de alerjileriniz benim gibi artıyorsa ve gözleriniz yaşarıyor, hapşırık krizlerine giriyorsanız bu aralar kırmızı soğanı biraz fazlaca tüketmeye özen gösterin. Artık bahar alerjisinden siz değil, bahar alerjisi sizden korksun.

Bahar alerjisini korkutacak Marine Kırmızı Soğan tarifimize mutlaka göz atın. Kendinize iyi bakın!

Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu

Zeytinyağı Yatağında İncir Kürü

İncirin hikayesinin başlangıcı Âdem ile Havva ile başlar. Herodotos tarafından, M.Ö. 484 yılında yazılan bir kaynakta, Anadolu’da incir kültürünün insanlık kültürü kadar eski olduğunu, kültür meyveleri içinde, en eski gelişme tarihine sahip meyvenin incir meyvesi olduğunu yazılmaktadır.

Herodotos’a göre; kuru incir Lydia ‘da yaşamın on temel nimetlerinden sayılmaktadır. O kadar ki, Perslerin yiyecek incirleri olmadığı söylenerek kralın Perslerle savaştan vazgeçmesinde araç olarak kullanılmıştır.

Eski Yunan ve Mısır Uygarlıklarında, incir verimlilik sembolü olarak kabul edilmektedir. Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda firavunların mezarlarında kuru incir kalıntıları bulunmuş hatta öbür dünyada incir ağaçlarıyla tanışmayı umut ediyoryorlardı. Olimpiyatlarda kazanan atletlere yemeleri için incir meyvesi verilir ve başlarına incir yaprağından örülmüş taç giydirilirdi.

İncir ağaçları ve meyveleri Aristoteles’in ilgisini çekti ve Büyük İskender’i şaşırttı. Kenya’nın bağımsızlık mücadelesinde etkili oldular ve Krakatoa’nın feci patlamasından sonra hayatın yeniden kurulmasına yardımcı oldular. Kraliçe II. Elizabeth tahta çıktığında birinde uyuyordu.

Kur’anı- Kerimin Tin Suresi 1. Ayeti dahil olmak üzere 4 büyük kitapta ismi geçen bu özel meyveden hazırlanan bir kürü sizinle paylaşacağız. Tarife buradan erişebilirsiniz.

Bu doğal ve güvenilir incir kürü sağlığınız, cildiniz ve güzelliğiniz için neden olmazsa olmaz! 

İncirin faydalarıİncir, süt ürünlerine alerjisi olan kişilerin terapötik tedavisi için mükemmel bir alternatif olan kalsiyumun en yüksek bitki kaynaklarından biridir.

Anemide önemli bir destektir.

Astım ve bronşit hastalarında iyileşme gözlenmiştir.

Hemoroid sorunlarının çözümünde önemli bir destektir.

Mide asidini azaltarak gastrit, ülser gibi mide hastalıklarına iyi gelir.

İncir meyvesi diyet lifi bakımından zengindir, bu nedenle müshil etkisi olabilir ve kilo vermeyi teşvik etmede de etkilidir. Bağırsakları yumuşatarak sindirime yardımcı olur.

Safra taşı oluşumunu engeller.

Romatoid Artrit hastaları için şifadır.

Kolesterol dengesini sağlar iyi kolesterolü yükseltirken kötü kolesterolü düşürür.

Kansere karşı iyi bir koruma kalkanıdır.

İncir, kan basıncını ve diğer önemli vücut fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olan harika bir potasyum kaynağıdır. Omega 3 ve Omega 6, kan basıncını ve koroner kalp krizlerini korumaya yardımcı olur.

Kuru incir, fenol antioksidan seviyeleri açısından kuru meyveler listesinin başında gelmektedir. Bir çalışma, sadece iki orta boy kuru incir yemenin vücuttaki antioksidan aktivitede önemli bir artışa neden olduğunu buldu.

İncir alkali üretir, vücudun hastalıksız sağlıklı bir yaşama ulaşmasına ve sürdürmesine yardımcı olur.

İncir cinsel güçsüzlüğü artırmak için etkili bir çare. 

İncir, yaşlanmayı geciktirici özelliklere sahiptir ve özellikle akne tedavisinde faydalıdır. 

Yapılan bir araştırmaya göre incir böbrek taşlarını tedavi edebiliyor.

İncirde bulunan triptofan iyi bir uyku çekmenize yardımcı olur ve uykusuzluk gibi uyku bozukluklarından kurtulmanıza yardımcı olur.

İncir, cilt tonunu aydınlatmaya ve eşitlemeye yardımcı olan iyi miktarda C vitamini içerir. Ayrıca, sağlıklı ve ışıltılı bir cilt sağlayan antioksidanlarla da yüklüdürler.

İncir, uzun zamandır sabah bulantılarının tedavisinde faydalı olduğu düşünülen B6 vitamini bakımından yüksektir.

Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu

Farkındalıklı Çikolata Yeme Deneyimi

Birçok insan yarın veya dün için endişelenmekle meşgul olup şimdiyi deneyimlemeye zaman ayıramıyor. İngilizcede “Take time to smell the roses”, yani “Gülleri koklamaya zaman ayırın” diye bir ifade vardır. Şimdi biraz yavaşlayın ve bir parça çikolata yemenin tadını çıkarın.

Geçen hafta tek bir kuru üzümün bile mindful eating / farkındalıklı yeme yöntemi ile nasıl zengin bir deneyime dönüştüğünü bir sonraki yazımızda paylaşacağız demiştik fakat neden çikolata olmasın diye düşünüp kuru üzüm yerine farkındalıklı çikolata yeme deneyimini paylaşmaya karar verdik.

Bu deneyimimiz yaklaşık 3-4 dakika sürer. Bunun için küçük bir parça çikolataya ihtiyacınız olacak.

Büyük bir bardan bir küçük parça çikolata alabilirsiniz. Bir sonraki aşamaya geçmeden önce her bir talimatı birer birer okumanızı rica ediyoruz.

Lütfen bu deneyime karşı önyargılı olmayın, açık fikirli bir merakla yaklaşın.

Doğru ya da yanlış yok, sadece bireysel deneyimleriniz var.

Elinize bir paket çikolata alın ve paket içindeki çikolataya bir bakın.

Paketi ellediğinizde ses çıkarıyor mu? Paketi hangi renk? Size bir şey diyor mu? Nereden geldi?

Şimdi çikolata paketini yavaşça açın. 

Bir beklenti duygusu veya çikolatayı hemen ağzınıza koyma dürtüsü hissediyor musunuz? Ne tür fiziksel hisleriniz var? Hangi duyguları hissediyorsunuz? Sadece not edin.

Çikolataya bakın. Dokusunu, rengini, ağırlığını düşünün …

Çikolatayı koklayın. Koku başka duyularınızı tetikliyor mu?

Koku duyunuzu nerede hissediyorsunuz?

Paketin içinden bir parça çikolata koparıp ağzınıza koyun ama YEMEYİN!!

Çikolata ağzınızda eriyorken nasıl hissettiriyor?

Ağzınızın tam olarak neresinde çikolatanın tadını alıyorsunuz?

Kıvamı nasıl?

Çikolata ağzınızda erirken dişlerinizde, dilinizde, dudaklarınızda neler oluyor?

Çikolatayı ağzınızın içinde hareket ettirin.

Tat alanı değişiyor mu?

Tadın kendisi değişiyor mu?

Çikolataya ne oluyor?

Nasıl hissediyorsunuz?

Duygunuza odaklanarak çikolatayı yutun.

Kalıcı bir tadı var mı?

Fiziksel ve duygusal olarak nasıl hissediyorsunuz? Daha çok çikolata yemek istiyor musunuz yoksa bu bir parça çikolata yeterli oldu mu? 

Böylece geçen haftaki yazımızda bahsettiğimiz 9 çeşit açlığın hepsini deneyimlemiş olduk. Yapmış olduğunuz bu deneyimi düşünmek için biraz zaman ayırın.

Farkındalıklı çikolata yeme deneyiminiz, genel çikolata deneyimlerinizden nasıl farklıydı?

Daha yoğun mu? Yoksa sinir bozucu mu ? Daha zevkli mi?

Deneyim sırasında duygularınızın daha fazla farkında mıydınız?

Bu, gelecekteki çikolata yeme deneyiminizi değiştirir mi?

Neden?

Yorumlarınızı heyecanla bekliyoruz…

Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu

Mindful Eating / Farkındalıklı Yeme

Farkındalıklı yeme kavramının kökeni, Budizmden gelen farkındalık anlayışına dayanır. Farkındalık, duygularınızı ve fiziksel hislerinizi tanımanıza ve bunlarla başa çıkmanıza yardımcı olan bir meditasyon şeklidir. Yeme bozuklukları, depresyon, anksiyete ve yiyecekle ilgili çeşitli davranışlar gibi birçok durumu tedavi etmek için kullanılır. Farkındalıklı yeme, yemek yerken deneyimlerinize, isteklerinize ve fiziksel ipuçlarına tam bir dikkat durumuna ulaşmak için farkındalığı kullanmakla ilgilidir. Öncelikle kendinize şu soruları sormalısınız:

Neden yiyorum ?

Nasıl yiyorum?

Ne zaman yiyorum?

Ne yiyorum?

Ne kadar yiyorum?

Enerjimi neye harcıyorum?

Bu soruların cevapları, düşüncelerinizi ve tepkilerinizi daha bilinçli, daha sağlıklı bir hâle dönüştürmenizi sağlar. 

Farkındalıklı yeme için önemli olan bir diğer konu ise sizi yemek yemeğe itenin hangi açlık çeşidi olduğunu belirlemektir. 9 çeşit açlık vardır ve bu açlık çeşitleri sizi yemek yeme konusunda yönetir.

1. Ağız açlığı

2. Mide açlığı 

3. Kalp açlığı 

4. Hücresel açlık 

5. Burun açlığı 

6. Kulak açlığı 

7. Göz açlığı

8. Dokunma açlığı 

9. Mide açlığı

Sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı hangi açlık çeşidi yönetiyor? 

Farkındalıklı yemek yeme (yani, kasıtlı olarak, anbean, yargılamadan yemeğimize dikkat etmek), bireylerin yiyecekle ilgili duyusal farkındalığına ve yiyecek deneyimlerine odaklanan bir yaklaşımdır. Kalori, karbonhidrat, yağ veya proteinle çok az ilgisi vardır. Farkındalıklı yemenin amacı kilo vermek değildir, ancak bu tarz yeme alışkanlığını benimseyenlerin kilo verme olasılığı yüksektir. Amaç, bireylerin anın ve yemeğin tadını çıkarmalarına yardımcı olmak ve yeme deneyimi için tam olarak anda var olmalarını teşvik etmektir.

Diyetler, amaçlanan belirli sonuçların ölçümüyle yeme kurallarına (örneğin ne yemeli, ne kadar yemeli ve ne yememeli) odaklanma eğilimindedir. Bu sonuçlar büyük olasılıkla kilo kaybıdır veya diyabet durumunda kan şekeri değerlerinde iyileşme ve nihayetinde iyileştirilmiş A1C’dir. Tüm diyetler, kilo sonuçlarına bağlı olarak başarı veya başarısızlık potansiyeline sahiptir. İnsanlar elde ettikleri sonuçların tükettikleri kaloriye ve harcamalarına bağlı olacağını bilirler ve bunun davranışlarıyla ilgisi olduğunu anlayabilirler, ancak bireylerin sonuçlarını görmeden davranış değişikliğini sürdürmeleri nadirdir. Davranış değişiklikleri günlük strese ve dış baskılara maruz kalabilir ve bu nedenle sürdürülmesi biraz zor olabilir.

Farkındalık, sonuç odaklı bir davranıştan ziyade süreç odaklı bir davranıştır. Bir bireyin o anki deneyimine dayanır. Birey, yiyecek deneyimini takdir etmeye odaklanır ve alımı kısıtlamakla ilgilenmez. Yemek yiyen kişi neyi ne kadar tüketeceğini seçer. Dikkatli bir yaklaşımla, kişinin genellikle daha az yemeyi, yemeğin tadını daha çok çıkarmayı ve arzu edilen sağlık yararları ile tutarlı yiyecekleri seçmesi tesadüf değildir. Özetle farkındalıklı yeme, yemekle neşeli ve sağlıklı bir ilişki kurmanızı sağlar.

Tek bir kuru üzümün bile mindful eating / farkındalıklı yeme yöntemi ile nasıl zengin bir deneyime dönüştüğünü bir sonraki yazımızda paylaşacağız…

Missing Alt Text

Nagehan Çiftçioğlu