imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

instagram
Yazılar
Tarifler

Hikayeli Yemekler: Nar

Bugün şifa deposu olan narın tarihte edindiği yeri ve taşıdığı mesajları inceleyeceğiz. Mitolojide nar; bereketi, doğumu ve kadınlığı güçlü bir şekilde sembolize etmektedir. Bu, pek çok meyvede çekirdek meyvenin ortasında sınırlı sayıda saklıyken narda birden fazla olmasına dayanır. Yine bu nedenle nar, bereketin ve bir neslin devamlılığını ifade ediyor. İlginçtir ki, mitolojide mevsimlerin oluşumu da narlara dayanmaktadır.

Yunan mitolojisinde nar Hades ile ilgili bölümde geçer. Hades, bereket tanrıçası Demeter’in kızı Persephone’yi kaçırır ve geri dönmesini engellemek için ona bir nar hediye eder. Hades’in kendisine uzattığı narı yiyen Persephone’nin, yediği nar tanelerinin sayısı süresince yeraltında kalmak zorundadır. Persephone sadece dört adet nar tanesi yer ve böylece yılın dört ayı Hades’in yanında kalmaya mahkum olur. Hikayeye göre Demeter kızından uzak kaldığı dört ay boyunca üzüntüsünden bereket dağıtmayı bırakır ve böylece kış ayları oluşur. Dört ay boyunca toprak küser, ekinler boy atmaz ve kıtlık yaşanmaya başlar. Persephone 12 nar tanesi yeseydi, bütün bir yıl boyunca kıtlık olurdu.

Narın mitolojide bilinen diğer bir özelliğiyse; cennet meyvesi, yaşam ağacı, sonsuz yaşam inanışlarıyla kutsallık kazanmış olmasıdır. Nar, ortaya çıktığı ilk zamanlar, faydalarından çok cennet yiyeceği olduğu için popülerdi. Hatta eski Mısırlılar da narın dünyanın ilk meyvesi olduğuna inanırlardı. Nar, Farsça’da “ateş, kırmızı ” anlamına gelir. Gen merkezi ve yayılış yerlerinden biri de İran’dır. Eski Mısırlılar narın “Dünyanın ilk meyvesi” olduğuna inanırlardı.

Ülkemizin önemli antik kentlerinden biri olan Side’nin antik çağdaki anlamı “Nar”dır. Antik mitolojide nar Tanrıça Hera’ya adanmıştır. Eski çağlardan beri bilinen ve tüketilen nar, Eski Yunan mitolojisinde Afrodit’in de kutsal meyvesidir. Nar meyvesi, sahip olduğu çok sayıda tohum ve kırmızı rengiyle, kadının üretkenliğini ve bekaretin evlilikte kaybedilmesini sembolize eder. Antik kültürler için kadınlığı en güçlü temsil eden meyvedir.

Müslümanlıkta ise cennet meyvelerinden biri olarak kabul edilen nar, bereketi ve verimliliği sembolize eder. Ayrıca İslam inancında nar yiyen insanların kin, nefret ve düşmanlık gibi kötülüklerden uzak olacağı düşünülür. Yahudi inancında ise nar, Kral Süleyman’ın sarayının sütunlarını süslerdi. Yahudi inancında narın kutsal sayılmasının nedeni narın 613 tanesinin olduğunun düşünülmesi, Tevratın da 613 emrinin bulunmasıdır.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Arnavut Ciğeri

Arnavut Ciğer’inin kökeni, on beşinci yüzyılda Rumeli’den İstanbul’a göç eden Arnavutlara dayanmaktadır. Rivayete göre, adını Osmanlı’da yaşayan ve ucuz olduğu için ciğer tüketen Arnavutlardan almaktadır. Taş işçiliği meşhur olan Arnavutlar, bu ağır iş için enerjiye ihtiyaç duyarlardı. Gerekli enerjiyi karşılamak için ise diğer gıdalara göre daha ucuz olan ve tane hesabı ile satılan ciğeri tercih ederlerdi.

Yağda kızaran ciğerin çok lezzetli olduğunu fark eden Arnavutlar, pişmiş ciğeri satıp bu işi paraya döndürmek isteyip ve seyyar olarak satmaya başladılar. Bu seyyar satıcılardan dolayı da ciğere Arnavut ciğeri denmiştir.
Evliya Çelebi de 17. yüzyılın sonlarında Arnavutları; Ohri, Korçë ve Hurupişte’den İstanbul’a gelmiş, kuzuların karaciğer, kalp ve böbreklerini satan kasaplar olarak tanımlanmıştır.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: İzmir Boyozu

Bu haftaki hikayeli lezzetimiz : İzmir Boyozu. İzmir boyozu, tarih boyunca çeşitli kültürlerin etkileşim halinde olduğu İzmir ilinde üretilen ve günümüze ulaşan mayası bir hamur işi türüdür.

İzmir boyozunun 500 yıllık bir geçmişi bulunmamaktadır. Kesin olmamakla beraber bazı araştırmacılar boyozun kökenini Seferad mutfağına dayanmaktadır.Bu araştırmacılar boyozu, İzmir mutfağına 1492 sonrasında İspanya’da kovularak İzmir’e yerleşen Seferad Yahudi toplumunun kazandırdığı söylemektedir. Boyozun ilk çıkışını atık hamur malzemesinin değerlendirilmesine bağlayan kaynaklar bulunmaktadır.

Boyoz, İspanya’dan geldiği için isminin kökeni de İspanyolcadır. Boyoz, İspanyolca yazılışıyla bollos, küçük somun anlamına gelen bollo sözcüğünün çoğuludur. Boyozun İzmir’de ticari bir ürün haline gelip bu denli yaygınlaşmasının mimarinın Boyozcu Avram Usta olduğu düşünülmektedir. Rivayete göre, Avram Usta öldükten sonra İzmir’de boyozlar “Avram Ustanın Boyozları” adı altında satılmıştır.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Aşure

Aşure; Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü yapılan ve genel olarak kabuğu alınmış buğday ile birlikte, fasulye, nohut, kayısı, ceviz, üzüm, bakliyat ve yemişlerin uzun süre kaynatılmasıyla pişirilen bir yiyecektir. Aşure, dilimize Arapça “aşura” kelimesinden geçmiş olup, İbranice “onuncu” anlamındaki “asor” kelimesinden türemiştir.

Paylaşımın simgesi olan aşurenin tarihine bakıldığında çıkış noktasının, Nuh’un bindiği geminin büyük tufan bitip sular çekilince bugünkü Cudi Dağı’na oturduğu, kurtulanların ise gemide kalan erzakla ”selamet çorbası” pişirmesine dayandığını görülmektedir. Türkiye’de aşure ayı olarak bilinen muharrem ayında gerçekleştiğine inanılan olaylara ilişkin birçok rivayet vardır. Bunlardan en yaygın olarak bilinenler; Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturması, Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edilmesi, Hz. İbrahim’in ateşten kurtulmasıdır.

Muharrem ayının 10. gününde yaygın olarak Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini anmak için yapılan ve bereket inancıyla da büyük bir bağlantısı olan aşure, sadece ülkemizde değil; değişik şekillerde de olsa farklı birçok toplumda kendine yer bulmuştur. Bu geleneği uygulayan toplulukların bu güne yükledikleri anlama göre aşurenin içine konan malzeme, yapılış tarihi ve amacı değişiklik göstermektedir.

Eldeki malzemelerle yapılan ve paylaşımın simgesi olan aşure içine konulan malzemenin çokluğu ile ün yapmış bir yiyecektir. Geleneklere göre pişirilen aşurenin duasının yapılmasının ardından şifalı olduğuna inanıldığı için önce hasta ve çocuklara yedirilir, sonra yakın çevreden başlamak üzere birçok kişiye dağıtılır. Aşure kabı yıkanmadan iade edilir. Artan aşure ise ağaçların daha çok meyve vereceğine inanılarak bu ağaçların dibine dökülür.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Helva

Bu haftaki hikayeli lezzetimiz çeşit çeşit olmasıyla ve her çeşidinin lezzetli olmasıyla tanıdığımız “Helva”. Helva, Türkiye’de ve pek çok Orta Doğu ülkesinde yaygın bir tatlıdır. Helvanın birçok farklı ülkede birçok çeşidi vardır. Türk gelenek ve göreneklerine göre doğumlarda, ölümlerde, askere giderken, hac dönüşünde, okula başlayan çocuklar için, yeni bir eve sahip olunca, okul bitince, yağmur dualarında, kuzunun sütten kesilme günü olan yoğurt bayramında, ilk çiğdemin görüldüğü gün olan çiğdem düğününde Osmanlı evlerinde kesinlikle çeşitli helvalardan biri yapılır ve eşe dosta dağıtılırdı.

Helva, Arapça’da genel olarak tüm tatlıları ifade etmek için kullanılan “hulviyyat” sözcüğünden gelir. Yine bu dile özgü helva kelimesi “tatlı” kelimesiyle eş anlamlı kullanılırken, Türk mutfağında tatlılar içerisinde kendine özgü malzeme, hazırlanış tekniği ve sunumuyla ayrı bir kolu ifade eder. Ayrıca Evliya Çelebi Seyehatnamelerine ve Osmanlı mutfağına ilişkin diğer kaynaklara bakıldığında unlu/nişastalı, yağlı, ballı ya da şekerli tatlılar için helva kelimesi kullanılmaktadır.

Osmanlı Saray Mutfağı’nda da helva özel bir yere sahiptir. Helvaların hazırlandığı tatlıcı teşkilatına saray mutfağı içerisinde “Helvacı Ocağı” ismi verilmiştir. Topkapı sarayı mutfağında helvalar Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yapılan helvahane binasında yapılmıştır. Helvahanede çalışanlara Helvaciyan-i Hassa denir, başarılı olanlar ise Helvacıbası, Caşnigirbaşı veya Hoşafcıbaşı olurdu.

Türk kültüründe helvanın diğer önemli fonksiyonu inanç boyutundan gelmektedir. Eski Türk dini olan Tengricilik’de ata ruhları önemli bir yer tutmaktaydı. Hayat ölümle bitmiyor, devamlılık arz ediyordu. Her iki dünya iç içeydi. Ruhların yardımının alınabilmesi veya onlardan gelebilecek zararlardan sakınabilmek için bir takım uygulamalar yapılıyordu. Koku çıkarmak bunlardan birisi idi. Helva da pişirilirken koku çıkarır. Böylece denilebilir ki helvanın Türk kültüründe yer alması Atlı Medeniyetin bir taam türü olması ve bu medeniyetin inancı olan Tengricilikte de koku itibariyle yer almasındandır.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Pavlova

Pavlova tatlısı, içi yumuşacık dışı kıtır kıtır büyükçe bir beze üzerine yerleştirilmiş krema ve meyvelerden oluşur. Yeni Zelanda ve Avustralya’da popüler bir tatlı olan pavlova, nispeten soğuk bir fırında yavaşça pişirilen yumurta beyazlarından yapılmaktadır. Yumurta akı, üst kısmında gevrek bir doku bırakırken iç kısmında oluşturduğu yumuşak dokusu ile bezeye benzer. İçinde un, yağ bulunmayan pavlova; her meyve, her sos ve her şekerleme ile uyum gösterebilen ender tatlılardandır. Yeni Zelanda ve Avustralya’nın milli tatlısı kabul edilen Pavlova, Paskalya gibi önemli günlerde kurulan özel sofralarda başköşeyi alır.  

Pavlova, adını ünlü Rus balerin Anna Matveyevna Pavlova’dan almaktadır. Döneminin en önemli balerinlerinden biri olan Anna Matveyevna Pavlova, 1926 yılında Yeni Zelanda-Avustralya turnesine çıkar. Bu ziyaret Yeni Zelanda’da yılın olayı sayılır. Rivayete göre, hakkında “Dans etmiyor, adeta uçuyor…” denilen Pavlova’nın şerefine kaldığı otelin şefi bir tatlı hazırlamak ister. Balerinin bembeyaz tütüsünden etkilenen şef, bir balerin kadar hafif, narin ve kırılgan bir tatlı yapmaya karar verir. Tütünün ana şeklini, tatlının ‘Fransız Bezesi’ne benzeyen tabanı oluşturur. Üzerindeki krema katmanı ise tütünün üzerini kaplayan ince kumaşı temsil eder. İlk yapılan Pavlova’da süslemede kullanılan kiviler ise Anna’nın giydiği tütünün üzerindeki yeşil gül yapraklarıdır. 

Tatlı o kadar çok beğenilir ki, hem Yeni Zelanda’da hem Avustralya’da özellikle Paskalya gibi önemli zamanlarda kurulan kutlama sofralarında yerini alır. Ayrıca her iki ülkenin de milli tatlısı olarak kabul edilir. Yeni Zelanda ve Avustralya’nın milli tatlısı kabul edilen Pavlova, Paskalya gibi önemli günlerde kurulan özel sofralarda başköşeyi alır.  

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Kemalpaşa Tatlısı

Bu haftaki hikayeli lezzetimiz  “Kemalpaşa Tatlısı”. Kemalpaşa Tatlısı, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde üretilen, özel bir peynirden imal edilen ve tarifine uygun olarak haşlandıktan sonra kışın kaymak, yazın da dondurma ile servisi yapılan bir tatlı türüdür. Aslı Mustafakemalpaşa Peynir Tatlısı olan ve yaygın adıyla Kemalpaşa Tatlısı olarak bilinen ilçede günlük üretilir ve taze olarak tüketilir. İlçe dışında ise raf ömrünün kısalığı nedeniyle peynir oranı düşük ve kurutulmuş tatlı satışı yapılmaktadır. Bu nedenle ilçede yenilen tatlı ile dışarıda tüketilen tatlı arasında belirgin lezzet farklılıkları bulunmaktadır.

Kemalpaşa Tatlısının hikayesi Mustafakemalpaşa ilçesinde başlıyor. 1920’li yıllarda, ilçe esnaflarından “Dondurmacı Ahmet” dondurma yapmak için hayvanların sırtında Sünlük dağlarından kar getiriyor, onları 2-3 ev yüksekliğinde toprakta açtığı çukurda buz kalıpları şeklinde saklıyordu.Dondurma için topladığı sütlerden kışa girerken insanların içlerini ısıtacak bir tatlı bulma ihtiyacı duydu.

Bu meşhur tatlıyı o günlerde küçük imalathanesinde keşfetti. Tatlının içindeki un, peynir, irmik ve yumurta bulunuyordu. Bunları yoğurarak 3-4 cm çapında kurabiyeler haline getirdi. Özel olarak peyniri mayalayıp tasarladığı hamuru küçük parçalara bölüp pişirmek için semtteki fırına götürdü. Pişmiş tatlıları kaynayan şekerli şerbete atarak, tatlı haline dönüştürüp ilçenin adıyla anılan bu lezzeti ortaya çıkardı.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Höşmerim

Bu haftaki hikayeli yemeğimiz ülkemizin farklı yörelerinde farklı şekillerde yapılan ve sevilen bir tatlı olan “Höşmerim”. Höşmerim; genel olarak şeker, peynir, irmik ve yumurta ile yapılan bir tatlı çeşididir. Höşmerim fazla malzeme gerektirmemesi, çabuk hazırlanabilmesi ve lezzeti nedeniyle Anadolu mutfağında önemli bir yere sahiptir. İlk olarak Orta Asya’dan göçler yoluyla gelen Anadolu Yörükleri tarafından yapıldığı bilinen Höşmerim özellikle Balıkesir’e bağlı Havran ilçesinin simgesidir. Peynir helvası ya da peynir tatlısı olarak da bilinen tatlı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de kendisine yer bulmuştur. Evliya Çelebi, bu tatlının, Balıkesir’e yerleşen ilk Türkmen göçebelerinde de görüldüğünü, Havran’a da oradan geçtiğini anlatmıştır.

Höşmerim, Marmara bölgesi başta olmak üzere Ege, İç Anadolu bölgelerinde çok üretilen ve tüketilen bir tatlıdır. Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaretli gıdalar listesine baktığımızda Balıkesir Höşmerim Tatlısı, Kırşehir Höşmerim Tatlısı, Sivrihisar Höşmerim Tatlısı, Çamlıdere Höşmerim Tatlısı, Çankırı Höşmerim Tatlısı olarak farklı tariflerde ve isimlerde tescillenmiş höşmerim tatlılarını görebiliyoruz. Beypazarı, Dörtdivan ve Mengen ilçelerinin de höşmerim tatlısı tescili için başvuruları bulunmaktadır.

Etimolojik araştırmalara göre “höşmerim” sözcüğü Farsça kaymakla yapılan bir tür tatlı anlamına gelen “oşmaram” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük tatlı anlamına gelen “oş” ve süt kaymağı, krema anlamına gelen “maram” sözcüklerinin bileşiğidir. Balıkesir yöresinde ise bu tatlıya “Höşmerim” isminin verilmesi farklı bir hikayesi mevcuttur. Hikayeye geçmeden önce bir not: Osmanlı Döneminde Türk aile yapısında, evli kadınlar eşlerine ‘Er’ veya ‘Erim’ diye hitap ederdi.

Rivayete göre, savaşın başlaması üzerine erini cepheye yolcu eden gelin, uzun yıllar geri dönmesini beklemiş. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen eri geri dönmeyen gelinin bütün ümitleri tükenmiş ve şehit düştüğünü düşünmeye başlamış. Fakat uzun yıllar sonra da olsa eri geri dönmüş. Gelin, canından çok sevdiği hayat arkadaşını birden karşısında görünce çok sevinmiş ve bir sofra hazırlamaya karar vermiş. Ama yoksulluk nedeni ile mutfakta pek bir şey bulamamış.  Ne yapsam acaba diye düşünürken ellerinde kalan tek ineğin sütünden mayalayıp duvara astığı peynir gözüne ilişmiş. Taze peynirin içine yumurta, şeker ve irmik katarak ateşte pişirmiş. İlk defa yaptığı bu lezzeti erine sunmuş ve merakla “Hoş mu erim? Hoş mu erim?” diye sormuş. Hayat arkadaşı memnuniyetle “Hoş hoş” diyerek gelini takdir etmiş. Öncellikle Balıkesir yöresinde sonra da tüm ülkede hikayesi kulaktan kulağa anlatılarak yapılan tatlı, hikayesinden dolayı “Höşmerim” adını almıştır.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Pizza Margherita

Severek yediğimiz lezzetlerin hikayelerini anlattığımız “Hikayeli Yemekler” serisinde bugün konuğumuz “Pizza Margherita”. Mozarella peyniri ve domatesin eşsiz uyumu ile hazırlanan ve yoksul İtalyan halkı tarafından asırlarca tüketilen pizzanın üne kavuşması 1889 yılında Kraliçe Margherita’nın; mozzarella peyniri, domates ve fesleğenli pizzayı tatmasıyla birlikte başlıyor. 

Bir gün Kraliçe Margherita canının pizza istediğini söylediğinde sarayda işler biraz karışır. Çünkü asırlardır yoksulları yiyeceği olan pizzanın nasıl yapılacağı saray aşçıları tarafından bilinmiyordu. Pizzanın hızlıca servis edilebilmesi için Esposito’nun saraya komşu olan “Pietro” isimli pizza fırından pizzalar sipariş edilir. Mozarella peyniri, domates ve fesleğenli pizzayı kraliçeye sunan Esposito, kraliçenin pizzanın ismini sorması üzerine heyecandan ne söylemesi gerektiğini unutur ve telaşla kraliçenin adını telaffuz ederek “Pizza Margherita” der. Kraliçenin pizzayı çok sevmiş olması ve bunun için Esposito’ya bir teşekkür mektubu yazması kısa zaman içinde tüm halk tarafından duyulur ve pizza yoksul sofralarından saray mutfağına girmeyi başarır.

Pizzanın dünya mutfaklarında yerini alması ise 1800’lü yılların sonuna doğru Amerika’ya göç eden İtalyanların kendi mutfak kültürlerini de ülkeye taşımasıyla gerçekleşmiştir.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Fettuccine Alfredo

Bu hafta konuğumuz eşinin sağlıklı günlerine kavuşması için uğraşan bir şefin icadı, İtalyan lezzet “Fettuccine Alfredo”. Fettuccine Alfredo, tereyağ, parmesan ve krema ile yapılan bir makarna çeşididir. Küçük şeritler anlamına gelen Fetuccini, Roma ve Toskana mutfağında yoğun bir şekilde kullanılan, hamuru temel olarak un ve yumurta ile hazırlanan, Tagliatelle’den geniş, Papardelle’den ince bir cins İtalyan makarnası olarak bilinir. Alfredo sosu ise, ismini 1900’lerin başından ortalarına kadar Roma’da restoran işleten, yemek yapma tutkusunu serüvene dönüştüren “Alfredo di Lelio” adında bir İtalyan’dan almaktadır. 

Fettuccine Alfredo’nun hikayesi Alfredo’nun eşinin, oğulları Armando’yu (Alfredo II) doğurduktan sonra halsiz düşmesiyle başlar. Doğumdan sonra bitkin düşen eşinin sağlığını eski haline getirmek için kendi elleriyle sağlıklı ve besleyici yemekler yapmaya başlayan Alfredo, bir gün fettuccine makarnayı tereyağı ve taze parmesan ile karıştırarak eşine götürmüş. Eşi bu yemeğe bayılır ve restoranlarının menüsüne koymasını söyler. Bütün dünyada tanınan Fettucine Alfredo’nun hikayesi böyle başlar ve kısa sürede büyük bir üne sahip olur.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Susurluk Ayranı

Susurluk ayranı, Balıkesir’in Susurluk ilçesine özgü, yapımı ve tadı klasik ayrana göre farklılık gösteren Türk mutfağına ait bir çeşit yöresel ayrandır. Yapımıyla klasik ayrana göre farklılık gösteren Susurluk Ayranı kendine has tadı ve köpüğü ile öne çıkıyor.Ayrıca herhangi bir katkı maddesi içermemesi ve tuz miktarının az olması,sadece yoğurttan mayalanan doğal yoğurttan yapılması ayrana tadını veriyor.Yoğurdun kendi yağ ve kaymağı alınmadan yapılması, köpüğünün oluşmasındaki temel etkendir.

Rivayete göre, Fatih Sultan Mehmet han yaptığı gezilerde güzargah olarak kullandığı o zamanki adıyla “Su Sığırlık” olan şimdiki adıyla Susurluk ilçesinin bulunduğu bölgeden geçişi esnasında bölgenin sulak ve bataklık olmasından dolayı veziri Zağnos Paşa’ya bu bölgede sığır yetiştir arazi buna çok müsait burada yetişen hayvanın sütü kaliteli ve lezzetli olur. Sütünden yoğurt, yoğurdundan da ayran yapar bana da bir tas ikram edersin diye talimat verir.Talimata uyan Zağnos Paşa bölgede hayvan yetiştiriciliğine başlar.Fatih Sultan Mehmet Han bir süre sonra yine bu bölgeden geçerken Zağnos Paşa hizmetkarların başı olan Ayşe Bacıya elde edilen sütten yapılan yoğurttan bir tas ayran yapılıp hünkara ikram edilmesini emreder.Ayşe Bacı hazırladığı ayranın üzerine bir tutamda saman serpiştirir. İkram edilen ayranı süzerek içmeye çalışan Hünkar, Ayşe Bacıya ayran soğuk ve çok güzel olmuş, lakin üzerindeki saman neyin nesi diye sorması üzerine Ayşe Bacı utanarak hünkarım soğuk ayranı hızlı içerek üşütüp hasta olmayasınız diye yaptım diye cevap verir. Bu davranış Fatih Sultan Mehmet Han’ın pek hoşuna gider ve emriyle ayran mirasına sahip çıkılır. Yaşanan bu güzel hikaye yüzyıllar boyu dilden dile dolaşarak ”Ayran Susurlukta içilir” sözü her yerde söylenmeye başlar.
Yıllar sonra 1960 yılında karayolunun Susurluktan geçmesiyle ilçe aktifleşir.İlçenin dışında yaşayan Şükrü Bey ve eşi de karayolundan geçen araçlara manda yoğurdundan yaptıkları soğuk ve köpüklü ayranları satmaya başlar ve bu işe öncülük ederler.Böylece Susurluk Ayranının ünü yayılmış olur.

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Gavurdağı Salatası

Domates, biber, soğan, cevizin ince ince doğranıp nar ekşisi, nane ve sumakla buluştuğu bir salata çeşididir. Özellikle kebap sofralarının olmazsa olmazı ve tamamlayıcısıdır.

Adını Toros Dağlarının güneydoğu uzantısında yer alan bir dağdan alan Gavurdağı Salatası o yörenin yöresel yemeklerinin yanında servis yapılan çok lezzetli bir salatadır. Domates, ceviz, nar ekşisi, soğan, yeşillik ve baharatlarla yapılan bu salatanın özelliği tüm malzemelerin ince ince doğranmasıdır.Gavurdağı, Türkiye’de Akdeniz Bölgesinde Toros sıradağlarında bir zirvedir. Toros Dağlarının gündeydoğu uzantısında bulunan şimdiki adı Nur Dağı olan Gavur Dağı’nın çevresinde çok sık yapılan bir salata olması sebebiyle bu ismi almıştır.

Öncesinde Gevur Dağı olarak bilinen şimdi Nurdağı olan dağın isimi bir çok kez değiştirilmiştir. Ortaçağda Diyar-ı İslâm ve Diyar-ı Rum sınırını oluşturduğu için bu dağlara Gâvurdağı deniliyormuş. Ahmet Cevdet Paşa 1865’te Cebelibereket demiştir. İsmet İnönü devrinde “Amanos Dağları” denmiştir. Yunanca “Amanos” adına tepki gösteren yöre halkı hem dağa hem de dağın arkasında bulunan “Kömürler” kasabasına Mekke’deki “Nur Dağı”nın ismini vermiş ve o zamandan sonra atlaslara “Nurdağları” diye işlenmiştir.

Gavurdağı Salatası tarifimiz için aşağıdaki linke bakabilirsiniz:

imageMissing Alt Text

Hikayeli Yemekler