author-img

Hikayeli Yemekler

Yazılar
Tarifler

Yoğurt eski yoğurtla yapılıyorsa, ilk yoğurt nasıl yapıldı?

Bu hafta konuğumuz çoğu yemeğin olmazsa olmazı “Yoğurt”. Yoğurt, sütün mayalanmasıyla oluşan, beyaz koyu kıvamda bir süt ürünüdür. Binlerce yıldan beri Türk ülkelerinde işlenen yoğurt, toplumumuzun beslenmesinde önemli yeri olan besin değeri yüksek bir süt ürünüdür. Her çeşit sütten yapılabilmesi, basit kap ve usullerle her yerde, herkes tarafından işlenebilmesi, satış ve tüketimdeki kolaylıklar onun hızlı yayılmasına sebep olmuştur.

Tarihçesini incelediğimizde,  Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanü Lügâti’t-Türk ve Balasagunlu Yusuf Has Hâcip tarafından yazılan Kutadgu Bilig adlı eserlerde “yoğurt” kelimesine bugünkü anlamda rastlanılmaktadır.

Yoğurdun Avrupa’da yayılışıyla ilgili ilk bilgiye Fransız tıp tarihinde rastlanmaktadır. 16. asırda Fransa kralı 1. Fransuva ateşli ishal hastalığına yakalanır. Birinci Fransuva’ya tedavi amacıyla Türkler tarafından yoğurt götürülür ve yemesi tavsiye edilir. Bu suretle dünyada yoğurt üretimi birden bire artmaya başlar. O tarihte yoğurt Fransa’da daha ziyade ilâç olarak tanınmıştır. 

Yoğurt, Türk kültürünün keşfettiği en önemli yiyeceklerden biridir. Günümüzden yüzyıllarca öncesinde Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan atalarımız, besinlerini barındıkları ortamlardan topladıkları meyve ve sebzeler ile evcilleştirdikleri hayvanlardan temin ediyorlardı. Evcil hayvanlardan elde edilen ürünlerin başındaysa et, süt ve yumurta geliyordu. Henüz yerleşik hayata geçmemiş insanlar, besinlerini yanlarında taşıyabilmek ve daha uzun süre kullanabilmek için çeşitli yöntemler geliştirdiler. Sütü yoğurt haline getirerek daha uzun süre bozulmadan kullanabilmek de bu yöntemlerden birisidir. 

Sütün yoğurt haline dönüşmesini sağlayan mayadır. Günümüzde yoğurt yapımında bu görevi eski yoğurt üstlenir. İlk defa nasıl yapıldığına dair elde yeterli bilgi olmamakla beraber, bu konuda bazı araştırmalar mevcuttur. Yapılan araştırmalar sonucu göçebe olarak yaşayan atalarımızın karınca yumurtası içeren toprağı maya olarak kullanarak (tesadüfen olduğu söylenmektedir.) ilk yoğurdu yaptıklarına dair bilgiler edinildi. Ayrıca bazı yörelerde nohutla, nisan yağmuruyla, çiğ taneleriyle yoğurt mayalanmaktadır. 

photo

Hikayeli Yemekler

Bizden Bir Lezzet: İsveç Köftesi

Nefis sosu sayesinde köftelerinin nasıl bittiğini anlamadığımız İsveç köftesinin hikayesiyle karşınızdayız. İsveç köftesi ya da özgün adıyla köttbullar, İsveç mutfağının en bilinen ürünlerinden olan ve misket şeklindeki köftelerden oluşan geleneksel yemektir. İsveç köftesi genellikle kekreyemiş (lingonberry) reçeli, özel et sosu ve haşlanmış veya kızarmış patatesle birlikte servis edilir.

Orijinal ismi “köttbullar” olan İsveç köftesi, İsveç mutfağının geleneksel bir yemeğidir. İşveç Devletinin resmi Twitter hesabı  “Sweden.se”den yapılan bir paylaşımda, İsveç köftesinin aslında 18. yüzyılda Kral 12. Karl’ın Türkiye’den getirdiği tarife göre hazırlandığı ve yapıldığı yazıldı.

Uppsala Üniversitesi Edebiyat Bölümü Araştırmacısı Annie Mattson, AA muhabirine yaptığı açıklamada Türkiye’de “Demirbaş Karl” olarak tanınan İsveç Kralı 12. Karl’ın, Rusya’ya karşı mağlup olduğu bir savaşın ardından Osmanlı topraklarına sığınarak 5 yıla yakın Osmanlı topraklarında yaşadığını söyledi. Bu süre zarfında Karl, hem Osmanlı kültürünü hem de Osmanlı mutfağını tanıma şansı buldu. Daha sonra ülkesine geri dönerken yanında kahve ve köfte (köttbullar), lahana dolması (kaldomar) gibi yemeklerin tariflerini de götürerek bu lezzetlerin ün kazanmalarını sağlamıştır.

Lezzetli İsveç köftesi ya da orijinal ismiyle köttbullar tarifimize buradan ulaşabilirsiniz. Afiyet olsun!

photo

Hikayeli Yemekler

Güllaç

En sevdiğimiz lezzetlerin tarihi serüvenlerini incelediğimiz serimizde bu haftanın konuğu, özellikle Ramazan aylarının ve iftar sonralarının yıldızı olan Güllaç. Güllaç; mısır nişastası, su, gül suyu, süt ve şeker ile hazırlanan, Osmanlı ve Türk Ramazan kültürünün en önemli miraslarından olan geleneksel bir Türk tatlısıdır.

Güllaç, mısır nişastasını saklama çabasıyla ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde insanlar nişastanın böceklenmesini ve uçuşup ziyan olmasını engellemek amacıyla yufka şekline getirip uzun süre saklanmasını sağlamışlardır. Bu yufkalardan gerekli durumlarda çeşitli yiyecekler yapmışlardır. Nişasta kullanılması gerektiğinde ise bu sert yapraklardan koparıp ufalayarak toz nişasta olarak kullanmışlardır. 

13. yüzyıla ait en eski tarifine göre, güllaç yapraklarını hazırlamak için buğday nişastası ve su veya çırpılmış yumurta akıyla yapılan sulu bir hamur saca dökülürdü. Bugün ise güllaç hamuru mısır nişastası ve sudan yapılmaktadır.

Güllaç, saray mutfağına ilk kez 1480’li yıllarda girmiştir. Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları şekerli sütle ıslatıp tatlı haline getirdi. O sırada Kastamonu gezisinde olan saray görevlileri Ali Usta’nın yaptığı tatlıyı çok beğenip, tatlıyla beraber Ali Usta’yı da saraya tatlıcı başı olarak götürdüler. İçinde bulunan gül suyundan dolayı “güllü aş” adını almış, zamanla değişerek “güllaç” haline gelmiştir.

photo

Hikayeli Yemekler

Geleneksel Mesajlar Taşıyan “Perde Pilavı”

Bu hafta konuğumuz lezzetinin yanında, malzemeleriyle geleneksel mesajlar taşıyan “Perde Pilavı”. Perde pilavı, fes şeklindeki bakır tencerelerde pişirilir ve Siirt’in en meşhur misafir yemeğidir. Dışı çıtır yufkayla kaplı, içi ise iç pilavla dolu bir yemektir. Görüntüsünden dolayı diğer pilavların daha fazla ilgi gören perde pilavı yalnızca Siirt ilimizde değil Türkiye’nin çoğu bölgesinde bilinmektedir. 

Asıl vatanı Orta Asya olan perde pilavını oluşturan her malzeme ayrı bir mesaj ve anlam içermektedir. Pilavın içerisinde bulunan baharatlar, bademler ve dışında bulunan kızarmış hamur ayrı ayrı anlam taşımaktadır. Kayınvalide evine yeni gelen geline el yapımı yufka ile kaplanmış pilavı verirken “Kızım bu ev artık seninde evin. Bu evin sırlarını, sorunlarını kendi sırrın, kendi sorununmuş gibi saklamalı ve kendi ailene dahi olsa belli etmemelisin” demek istemektedir. 

Böylelikle kayınvalide, pilavın yufkasını gelinin manevi bağlılığıyla bağdaştırır. Pilavda kullanılan pirinç taneleri de bolluk ve bereketin simgesidir. Pilavın iç malzemesinde kullanılan bademler erkek torun hasretini, dolmalık fıstıklar kız torun hasretini, kuş üzümleri sağlığı, baharatlar ise hayatın acı ve tatlı günlerini temsil etmektedir.

photo

Hikayeli Yemekler

Kumpirin Sofralara Yolculuğu

Bu hafta konuğumuz tereyağı, kaşar, lezzetli salatalar, mezeler ve soslar katılarak hazırlanan bir patates ürünü olan kumpir. Kumpir, közlenmiş patatesin, farklı lezzetlerle buluşmasıyla ortaya çıkan bir fast food yemeğidir.

İlk olarak Amerika’da keşfedilen patates, Kristof Kolomb sayesinde İtalya, Almanya, Rusya ve Fransa’ya ulaşmıştır. Ülkemize ise 19. yüzyıl sonlarına doğru gelmiş ve çok sevilerek yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Patatesin kumpire dönüşmesi ise Yugoslavya’da başlamıştır. Yugoslavya’da alüminyum folyoda pişirilen, içine salata konulan patatese “krumpir” denilmektedir. 

Rivayete göre, kumpirin ülkemize gelmesi Bulgaristan göçmenleri tarafından gerçekleşmiştir. Ülkemize has zengin mezelerle doldurularak yepyeni bir ürün olmuştur. Şekli benzediği için adını krumpir’den almıştır. Ancak fırında pişirilmesi ve kendine has içeriği ile kumpir Türk mutfağının bir ürünü haline gelmiştir. Kumpir, patates anlamına gelen Bulgarca bir kelimedir.

Şimdi gelelim bu lezzetli tarifi nasıl yapacağımıza…

Patatesi güzelce yıkayıp kağıt havluyla iyice kurulayın. Bu noktada büyük boy, düzgün ve belirli büyüklükte olan patatesleri seçmelisiniz. Kuruyan patatesin üzerini önce bir fırın kağıdı ile daha sonra alüminyum folyo ile kaplayın. Önceden 200 derece ısıttığınız fırının tabanına patatesi yerleştirin. Üzerine bir tepsi koyup çok az aralık kalacak şekilde üzerine kapatın ve yaklaşık 90 dakika pişirin. Fırından çıkardığınız patatesi ortadan dikey şekilde kesin. Kaşar ve  tereyağı ilave ederek karıştırın. Daha sonda dilediğiniz meze ve sosları ekleyerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

photo

Hikayeli Yemekler

İzmir Kumrusu’nun Hikayesi

Bu hafta konuğumuz nohut mayasından yapılan ekmeği ve iç malzemeleriyle sevilen bir sandviç türü olan “İzmir Kumrusu”. İzmir kumrusu, kumru ekmeğinin içerisine tulum peyniri, domates, biber konulması suretiyle hazırlanarak soğuk servis edilen veya kömürde pişirilmiş sucuk, salam ve kaşar peyniri ile domatesin konulması suretiyle sıcak servis edilen üründür. 

Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip olan kumru önceleri soğuk olarak tüketilirken, 1940’lardan sonra sandviç gibi arasına sucuk, salam ve peynir konularak sıcak olarak da tüketilmeye başlanmıştır. İzmir ilinde gevrek olarak bilinen simidin peynir ile uyumundan yola çıkan fırıncı esnafının ortaya çıkardığı bir üründür. İzmir kumrusunun simidinin şekli alışılagelen yuvarlak ve kumru görünümündendir.

Orta kısmı daha geniş ve uç kısımlarına doğru incelen yapısıyla şekil olarak kuşun gövdesine benzediği için kumru ekmeği olarak tabir edilen sandviç ekmeği, İzmir kumrusunun en önemli unsurudur. Yapıldığı ilk dönemlerde kumru ekmeğinin içerisine sadece peynir, domates ve yeşilbiberin sıkıştırıldığı, ancak günümüzde “Çeşme Kumrusu” olarak da bilinen sucuk, salan ve eritilmiş peynir ilave edilerek yapılan çeşitleri de mevcuttur.

Şimdi ise gelelim kumrunun yapım aşamasına: İzmir Kumrusu; sıcak servis edilen ve soğuk servis edilen olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Sıcak servis edilen türünde kumru ekmeği iki parçaya bölünmeden ortadan ikiye kesilerek kömür ateşine konulur. Kömür ateşinde yaklaşık 5 dakika süreyle pişirilmiş ve iç yüzeylerine margarin sürülmüş kumru ekmeğinin içerisine yine kömürde pişirilmiş sucuk, salam, eski kaşar peyniri ya da kızartılarak ilave edilen taze kaşar peyniri ile domates ilave edilerek servis edilir. Müşterinin isteğine göre sosis ilave edilip çeşitlendirilerek de servis edilebilir.

Soğuk servis edilen türünde ise kumru ekmeği iki parçaya bölünmeden ortadan ikiye kesilir. İçerisine İzmir veya Bergama Tulum Peyniri, domates ve yeşilbiber ilave edilerek servise sunulur. 

photo

Hikayeli Yemekler

İskender Kebabının Serüveni

Bu hafta Türk mutfağının efsaneleşmiş lezzetlerinden olan “İskender” olarak da bilinen meşhur “Bursa Kebabının” ortaya çıkış serüvenini birlikte inceleyeceğiz. Bursa yöresinin meşhur kebap yemeklerinden birisi olan iskenderin temel malzemesi döner olsa da, iskenderi iskender yapan, üstündeki tereyağ, domates sosu, yanındaki yoğurt ve altındaki yağlı pide parçalarıdır.

İskender kebabının hikayesi, 1867 yılında Mehmet oğlu İskender Efendi’nin Bursa Kayhan’daki dükkanında başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar kuzu, yere paralel biçimde duran odun kömürlü bir ocağın üzerine yatırılarak pişirilmekteydi. Bu yöntemde kuzuyu sürekli olarak çevirmek hem aşırı emek gerektirmekte, hem de etin her tarafı eşit derecede pişirmemekteydi. Ayrıca kuzu etinin farklı bölümlerine ait farklı tatları müşterilere eşit biçimde paylaştırmak da oldukça zordu. Tabii ateşin üzerinde yatay duran ve yağları kömürün üzerine damlayan kuzunun ortaya çıkardığı koku ve duman da rahatsız ediciydi.

İskender Efendi henüz 12 – 13 yaşlarındayken tüm bu sorunları çözecek devrimsel bir yöntem icat etti. Amcası Sabit Dede’den aldığı destekle icadını hayata geçirdi. Kuzu etini, kemik ve sinirlerinden ayırdıktan sonra dikey madeni çubuk üzerinde, kendi ekseni etrafında döndürerek odun kömüründe pişirdi. Bu sayede eti çevirmek, her tarafını eşit biçimde pişirmek kolaylaştı, koku ile duman ortadan kalktı ve kuzunun en lezzetli bölümleri kaynaşarak efsane bir lezzete dönüştü. Bu lezzet, Bursa’da o tarihlerde “İskender Efendi’nin Dönen Kebabı” olarak isim yaptı. Halk dilindeki “döner”, “döner kebap” tanımlamalarının çıkış noktası oldu.

Sizin için hazırladığımız iskender tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Ortaya çıkış serüvenini merak ettiğiniz yemekler için @hikayeliyemekler Instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

photo

Hikayeli Yemekler

Sezar Salata Nereden Geliyor?


Muhteşem sosuyla akıllarda iz bırakan, salataların gözdesi, Sezar salata. Marul, kruton ve sezar sosu ile yapılan bu dünyaca ünlü lezzet aslen Meksika kökenli bir salatadır. Gerek içeriğindeki malzemesinin bol ve doyurucu olması, gerekse lezzeti nedeniyle uzun yıllardır en çok tercih edilen salatalar arasında yerini korumaktadır.

Diyet yapanlar kadar, öğle ve akşam yemeklerinde düşük kalorili beslenmek isteyenler içinde her zaman bir numara olmuştur. Gelin şimdi de isminin nereden geldiği hep merak konusu olan bu meşhur salatanın tarihini inceleyelim.

Düşünülenin aksine bu meşhur lezzetin Julius Caesar ile hiç bir alakası yoktur. Sezar Salatası ismini kendini icat eden Caesar Cardini isimli İtalya’dan göç etmiş bir otel sahibi şeften almaktadır. Ortaya çıkış hikâyesi Amerika’da 1920’li yıllarda yaşanan alkol yasağına kadar dayanmaktadır. O dönemde maddi sıkıntı yaşamayanlar, alkol yasağını Amerika – Meksika sınırında yer alan Meksika’nın Tijuana kentindeki mekanları kullanarak atlatmışlardır. 

Bu dönemde bölgenin en gözde otelinin sahibi ve şefi Caesar Cardini; 4 Temmuz kutlamalarının yapıldığı hafta aşırı bir yoğunluk yaşamıştır. Yoğunlukla beraber yaşanan tüketim sonucu kilerdeki malzemeler bile tükenme noktasına gelmiş ve bu durum karşısında Caesar Cardini mutfağında arta kalan son malzemeler ile misafirlerine bu salatayı ortaya çıkararak ikram etmiştir.

O yıllarda gelenek gereği masa başında o anda hazırlanan Sezar Salatasında, salata sosu doğranmamış marulun yapraklarının içine sürülür, üstlerine ekmek kıtırları konulur ve düz bir tabağın içinde marullar yan yana dizilerek servis edilirmiş. Daha sonra bu tarif, 1926 yılında Şef Ceasar’ın İtalyan ordusunda pilot olan kardeşi Alex’in otelde çalışmaya başlamasıyla geliştirilmiştir. Sosu denedikten sonra farklı varyasyonlar geliştiren Alex,  son olarak salatanın sosuna ançüez ekleyerek salatayı günümüzdeki haline getirmiştir.

Sizin için hazırladığımız Sezar Salata tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

photo

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Falafel

Merhabalar! Size güzel bir haberimiz var. Bundan sonra her hafta Çarşamba günü @hikayeliyemekler ve @bizimtarifler olarak severek yediğimiz, nereden gelmiş bu dediğimiz lezzetleri, etimolojisinden, tarihine ve tarifine kadar inceleyeceğiz. İlk konuğumuz ise Ortadoğu mutfağının baş tacı lezzetlerinden biri olup ünü bütün dünyaya yayılan “Falafel”.

Orta Doğu’nun geleneksel yemeklerinden biri olan falafel , nohutun veya fava fasulyesinin baharat, ot gibi malzemelerle ezilerek köfte şekline getirilmesi, ardından yağda kızartılması ile elde edilen bir yiyecektir. Genellikle salata, salamura sebzeler, tahinli veya sıcak soslarla sunulur. Falafelin dört bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu söylenmektedir. Ana vatanı Mısır’ın İskenderiye şehri olduğu ve Hristiyan bir halk olan Kıptiler tarafından ilk defa tüketilmeye başlandığı tahmin edilen falafel, bir liman şehrinde doğmasının avantajını kullanarak günümüzde dünyanın dört bir köşesinde bilinen ve sevilen bir lezzet haline gelmiştir.

Rivayete göre falafel, Mısırlı Hristiyanlar olan Kıptiler’in Paskalya öncesi Büyük Perhiz veya Lent dedikleri hayvansal gıda tüketiminin yasak olduğu altı haftalık dönemde et yerine tükettikleri bir yemek olarak ortaya çıkmıştır. Kıptiler’in yaşadığı İskenderiye’nin o zamanlar önemli bir liman ve ticaret şehri olmasından dolayı bu lezzet hızlıca Akdeniz’e ve Ortadoğu’ya yayılmıştır. İlk bulunduğu zamanlarda bakla ile yapılan falafel, yayıldıktan sonra baklanın yerini nohut almıştır. Ama Mısır’da hala kuru bakla ile yapılmaktadır.

Falafel kelimesi, Arapça flfl kökünden gelen nohut ezmesiyle yapılan içli köfte anlamına gelen falāfil sözcüğünden alıntıdır. Falāfil ise Arapça biber anlamına gelen fulful sözcüğünden türetilmiştir. Bu kelime diğer birçok kültüre yayılıp “küçük yuvarlak toplar” anlamında kullanılmıştır. Bu yemeğin Arapçası olarak kabul gören falafil 1941’den sonra İngilizce’de de kullanılır olmuştur. Mısır’da ise falafele küçük lezzetli şey anlamına gelen “ta’amiya” denir.

Şimdi gelelim önemli bir vegan besini olan ve protein açısından oldukça zengin olması nedeniyle tercih edilen tüm dünyaya namını salmış lezzetin tarifine… Tarifimize ulaşmak için tıklayın.

photo

Hikayeli Yemekler