Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Yazılar
Tarifler

Hikayeli Yemekler: Kemalpaşa Tatlısı

Bu haftaki hikayeli lezzetimiz  “Kemalpaşa Tatlısı”. Kemalpaşa Tatlısı, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde üretilen, özel bir peynirden imal edilen ve tarifine uygun olarak haşlandıktan sonra kışın kaymak, yazın da dondurma ile servisi yapılan bir tatlı türüdür. Aslı Mustafakemalpaşa Peynir Tatlısı olan ve yaygın adıyla Kemalpaşa Tatlısı olarak bilinen ilçede günlük üretilir ve taze olarak tüketilir. İlçe dışında ise raf ömrünün kısalığı nedeniyle peynir oranı düşük ve kurutulmuş tatlı satışı yapılmaktadır. Bu nedenle ilçede yenilen tatlı ile dışarıda tüketilen tatlı arasında belirgin lezzet farklılıkları bulunmaktadır.

Kemalpaşa Tatlısının hikayesi Mustafakemalpaşa ilçesinde başlıyor. 1920’li yıllarda, ilçe esnaflarından “Dondurmacı Ahmet” dondurma yapmak için hayvanların sırtında Sünlük dağlarından kar getiriyor, onları 2-3 ev yüksekliğinde toprakta açtığı çukurda buz kalıpları şeklinde saklıyordu.Dondurma için topladığı sütlerden kışa girerken insanların içlerini ısıtacak bir tatlı bulma ihtiyacı duydu.

Bu meşhur tatlıyı o günlerde küçük imalathanesinde keşfetti. Tatlının içindeki un, peynir, irmik ve yumurta bulunuyordu. Bunları yoğurarak 3-4 cm çapında kurabiyeler haline getirdi. Özel olarak peyniri mayalayıp tasarladığı hamuru küçük parçalara bölüp pişirmek için semtteki fırına götürdü. Pişmiş tatlıları kaynayan şekerli şerbete atarak, tatlı haline dönüştürüp ilçenin adıyla anılan bu lezzeti ortaya çıkardı.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Höşmerim

Bu haftaki hikayeli yemeğimiz ülkemizin farklı yörelerinde farklı şekillerde yapılan ve sevilen bir tatlı olan “Höşmerim”. Höşmerim; genel olarak şeker, peynir, irmik ve yumurta ile yapılan bir tatlı çeşididir. Höşmerim fazla malzeme gerektirmemesi, çabuk hazırlanabilmesi ve lezzeti nedeniyle Anadolu mutfağında önemli bir yere sahiptir. İlk olarak Orta Asya’dan göçler yoluyla gelen Anadolu Yörükleri tarafından yapıldığı bilinen Höşmerim özellikle Balıkesir’e bağlı Havran ilçesinin simgesidir. Peynir helvası ya da peynir tatlısı olarak da bilinen tatlı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de kendisine yer bulmuştur. Evliya Çelebi, bu tatlının, Balıkesir’e yerleşen ilk Türkmen göçebelerinde de görüldüğünü, Havran’a da oradan geçtiğini anlatmıştır.  

Höşmerim, Marmara bölgesi başta olmak üzere Ege, İç Anadolu bölgelerinde çok üretilen ve tüketilen bir tatlıdır. Türk Patent ve Marka Kurumunun coğrafi işaretli gıdalar listesine baktığımızda Balıkesir Höşmerim Tatlısı, Kırşehir Höşmerim Tatlısı, Sivrihisar Höşmerim Tatlısı, Çamlıdere Höşmerim Tatlısı, Çankırı Höşmerim Tatlısı olarak farklı tariflerde ve isimlerde tescillenmiş höşmerim tatlılarını görebiliyoruz. Beypazarı, Dörtdivan ve Mengen ilçelerinin de höşmerim tatlısı tescili için başvuruları bulunmaktadır.

Etimolojik araştırmalara göre “höşmerim” sözcüğü Farsça kaymakla yapılan bir tür tatlı anlamına gelen “oşmaram” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük tatlı anlamına gelen “oş” ve süt kaymağı, krema anlamına gelen “maram” sözcüklerinin bileşiğidir. Balıkesir yöresinde ise bu tatlıya “Höşmerim” isminin verilmesi farklı bir hikayesi mevcuttur. Hikayeye geçmeden önce bir not: Osmanlı Döneminde Türk aile yapısında, evli kadınlar eşlerine ‘Er’ veya ‘Erim’ diye hitap ederdi. 

Rivayete göre, savaşın başlaması üzerine erini cepheye yolcu eden gelin, uzun yıllar geri dönmesini beklemiş. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen eri geri dönmeyen gelinin bütün ümitleri tükenmiş ve şehit düştüğünü düşünmeye başlamış. Fakat uzun yıllar sonra da olsa eri geri dönmüş. Gelin, canından çok sevdiği hayat arkadaşını birden karşısında görünce çok sevinmiş ve bir sofra hazırlamaya karar vermiş. Ama yoksulluk nedeni ile mutfakta pek bir şey bulamamış.  Ne yapsam acaba diye düşünürken ellerinde kalan tek ineğin sütünden mayalayıp duvara astığı peynir gözüne ilişmiş. Taze peynirin içine yumurta, şeker ve irmik katarak ateşte pişirmiş. İlk defa yaptığı bu lezzeti erine sunmuş ve merakla “Hoş mu erim? Hoş mu erim?” diye sormuş. Hayat arkadaşı memnuniyetle “Hoş hoş” diyerek gelini takdir etmiş. Öncellikle Balıkesir yöresinde sonra da tüm ülkede hikayesi kulaktan kulağa anlatılarak yapılan tatlı, hikayesinden dolayı “Höşmerim” adını almıştır.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Pizza Margherita

Severek yediğimiz lezzetlerin hikayelerini anlattığımız “Hikayeli Yemekler” serisinde bugün konuğumuz “Pizza Margherita”. Mozarella peyniri ve domatesin eşsiz uyumu ile hazırlanan ve yoksul İtalyan halkı tarafından asırlarca tüketilen pizzanın üne kavuşması 1889 yılında Kraliçe Margherita’nın; mozzarella peyniri, domates ve fesleğenli pizzayı tatmasıyla birlikte başlıyor. 

Bir gün Kraliçe Margherita canının pizza istediğini söylediğinde sarayda işler biraz karışır. Çünkü asırlardır yoksulları yiyeceği olan pizzanın nasıl yapılacağı saray aşçıları tarafından bilinmiyordu. Pizzanın hızlıca servis edilebilmesi için Esposito’nun saraya komşu olan “Pietro” isimli pizza fırından pizzalar sipariş edilir. Mozarella peyniri, domates ve fesleğenli pizzayı kraliçeye sunan Esposito, kraliçenin pizzanın ismini sorması üzerine heyecandan ne söylemesi gerektiğini unutur ve telaşla kraliçenin adını telaffuz ederek “Pizza Margherita” der. Kraliçenin pizzayı çok sevmiş olması ve bunun için Esposito’ya bir teşekkür mektubu yazması kısa zaman içinde tüm halk tarafından duyulur ve pizza yoksul sofralarından saray mutfağına girmeyi başarır.

Pizzanın dünya mutfaklarında yerini alması ise 1800’lü yılların sonuna doğru Amerika’ya göç eden İtalyanların kendi mutfak kültürlerini de ülkeye taşımasıyla gerçekleşmiştir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Fettuccine Alfredo

Bu hafta konuğumuz eşinin sağlıklı günlerine kavuşması için uğraşan bir şefin icadı, İtalyan lezzet “Fettuccine Alfredo”. Fettuccine Alfredo, tereyağ, parmesan ve krema ile yapılan bir makarna çeşididir. Küçük şeritler anlamına gelen Fetuccini, Roma ve Toskana mutfağında yoğun bir şekilde kullanılan, hamuru temel olarak un ve yumurta ile hazırlanan, Tagliatelle’den geniş, Papardelle’den ince bir cins İtalyan makarnası olarak bilinir. Alfredo sosu ise, ismini 1900’lerin başından ortalarına kadar Roma’da restoran işleten, yemek yapma tutkusunu serüvene dönüştüren “Alfredo di Lelio” adında bir İtalyan’dan almaktadır. 

Fettuccine Alfredo’nun hikayesi Alfredo’nun eşinin, oğulları Armando’yu (Alfredo II) doğurduktan sonra halsiz düşmesiyle başlar. Doğumdan sonra bitkin düşen eşinin sağlığını eski haline getirmek için kendi elleriyle sağlıklı ve besleyici yemekler yapmaya başlayan Alfredo, bir gün fettuccine makarnayı tereyağı ve taze parmesan ile karıştırarak eşine götürmüş. Eşi bu yemeğe bayılır ve restoranlarının menüsüne koymasını söyler. Bütün dünyada tanınan Fettucine Alfredo’nun hikayesi böyle başlar ve kısa sürede büyük bir üne sahip olur.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Susurluk Ayranı

Susurluk ayranı, Balıkesir’in Susurluk ilçesine özgü, yapımı ve tadı klasik ayrana göre farklılık gösteren Türk mutfağına ait bir çeşit yöresel ayrandır. Yapımıyla klasik ayrana göre farklılık gösteren Susurluk Ayranı kendine has tadı ve köpüğü ile öne çıkıyor.Ayrıca herhangi bir katkı maddesi içermemesi ve tuz miktarının az olması,sadece yoğurttan mayalanan doğal yoğurttan yapılması ayrana tadını veriyor.Yoğurdun kendi yağ ve kaymağı alınmadan yapılması, köpüğünün oluşmasındaki temel etkendir.

Rivayete göre, Fatih Sultan Mehmet han yaptığı gezilerde güzargah olarak kullandığı o zamanki adıyla “Su Sığırlık” olan şimdiki adıyla Susurluk ilçesinin bulunduğu bölgeden geçişi esnasında bölgenin sulak ve bataklık olmasından dolayı veziri Zağnos Paşa’ya bu bölgede sığır yetiştir arazi buna çok müsait burada yetişen hayvanın sütü kaliteli ve lezzetli olur. Sütünden yoğurt, yoğurdundan da ayran yapar bana da bir tas ikram edersin diye talimat verir.Talimata uyan Zağnos Paşa bölgede hayvan yetiştiriciliğine başlar.Fatih Sultan Mehmet Han bir süre sonra yine bu bölgeden geçerken Zağnos Paşa hizmetkarların başı olan Ayşe Bacıya elde edilen sütten yapılan yoğurttan bir tas ayran yapılıp hünkara ikram edilmesini emreder.Ayşe Bacı hazırladığı ayranın üzerine bir tutamda saman serpiştirir. İkram edilen ayranı süzerek içmeye çalışan Hünkar, Ayşe Bacıya ayran soğuk ve çok güzel olmuş, lakin üzerindeki saman neyin nesi diye sorması üzerine Ayşe Bacı utanarak hünkarım soğuk ayranı hızlı içerek üşütüp hasta olmayasınız diye yaptım diye cevap verir. Bu davranış Fatih Sultan Mehmet Han’ın pek hoşuna gider ve emriyle ayran mirasına sahip çıkılır. Yaşanan bu güzel hikaye yüzyıllar boyu dilden dile dolaşarak ”Ayran Susurlukta içilir” sözü her yerde söylenmeye başlar.
Yıllar sonra 1960 yılında karayolunun Susurluktan geçmesiyle ilçe aktifleşir.İlçenin dışında yaşayan Şükrü Bey ve eşi de karayolundan geçen araçlara manda yoğurdundan yaptıkları soğuk ve köpüklü ayranları satmaya başlar ve bu işe öncülük ederler.Böylece Susurluk Ayranının ünü yayılmış olur.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Gavurdağı Salatası


Domates, biber, soğan, cevizin ince ince doğranıp nar ekşisi, nane ve sumakla buluştuğu bir salata çeşididir. Özellikle kebap sofralarının olmazsa olmazı ve tamamlayıcısıdır.

Adını Toros Dağlarının güneydoğu uzantısında yer alan bir dağdan alan Gavurdağı Salatası o yörenin yöresel yemeklerinin yanında servis yapılan çok lezzetli bir salatadır. Domates, ceviz, nar ekşisi, soğan, yeşillik ve baharatlarla yapılan bu salatanın özelliği tüm malzemelerin ince ince doğranmasıdır.Gavurdağı, Türkiye’de Akdeniz Bölgesinde Toros sıradağlarında bir zirvedir. Toros Dağlarının gündeydoğu uzantısında bulunan şimdiki adı Nur Dağı olan Gavur Dağı’nın çevresinde çok sık yapılan bir salata olması sebebiyle bu ismi almıştır.

Öncesinde Gevur Dağı olarak bilinen şimdi Nurdağı olan dağın isimi bir çok kez değiştirilmiştir. Ortaçağda Diyar-ı İslâm ve Diyar-ı Rum sınırını oluşturduğu için bu dağlara Gâvurdağı deniliyormuş. Ahmet Cevdet Paşa 1865’te Cebelibereket demiştir. İsmet İnönü devrinde “Amanos Dağları” denmiştir. Yunanca “Amanos” adına tepki gösteren yöre halkı hem dağa hem de dağın arkasında bulunan “Kömürler” kasabasına Mekke’deki “Nur Dağı”nın ismini vermiş ve o zamandan sonra atlaslara “Nurdağları” diye işlenmiştir.

Gavurdağı Salatası tarifimiz için aşağıdaki linke bakabilirsiniz:



Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Hamburger

Hamburgerin hikayesinin Orta Asya’ya kadar uzandığını biliyor muydunuz? Günümüzün en bilinen fast food yiyeceklerinden olan hamburger, iki dilim yuvarlak sandviç ekmeğinin arasına yerleştirilen bir köfteyle yapılan sandviç türüdür. Genellikle ketçap, mayonez, hardal, turşu, soğan, domates ve bu tür malzemelerin ilavesi ile servis edilir. Genel olarak Amerika icadı olarak düşünülse de farklı bir hikayeye sahip olan hamburgerin tarihini gelin beraber inceleyelim.

Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Rivayete göre, eti çiğ olarak tüketen savaşçı Tatar atlıları zamanla bu eti eğerlerinin altına koyup uzun seferlere çıktıklarında, atın hareketleri sonucu etin az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler. Asya steplerindeki bu uzun seferlerde, eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave etmeye başladılar.

Bu işlemlerin sonunda bugün bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı. 19. yüzyılın ortalarında, Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da Tatar Bifteği’ni görüp Almanya’ya getirdi ve onu Hamburg Bifteği olarak sunmaya başladı. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sundu ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamına gelen ‘hamburger’ adını verdi.

Hamburger Almanya’nın dışına iki farklı yolla çıktı. Bunlardan ilki, bir fizikçi ve aynı zamanda da bir yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J.H. Salisbury’nin hamburgeri İngiltere’ye götürmesiyle oldu. Hamburger’in ikinci göç rotası ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleriyle beraber Amerika’ya gidişi oldu.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Fellah Köftesi İsmini Nereden Almaktadır?

Fellah köftesi, bulgur, yumurta, un ve sıcak su ile hazırlanan hamura şekil verilerek yapılan köftelerin haşlanması ve sarımsaklı-salçalı sos ile lezzetlendirilmesi ile ortaya çıkan bir yemektir.

Fellah, Arapçada çiftçilikle uğraşan kimselere verilen isimdir. Aynı zamanda Mısır köylülerine verilen ismidir. Türkiye’de ise genellikle Adana ve Mersin illerinde yaşayan Araplara verilen isimdir. Bu şekilde adlandırılmalarının sebebi ise yerleştikleri bölge olan Çukurova’da çiftçilik yapmalarıdır. Yemeğin ortaya çıkış hikayesi bilinmemekle birlikte adının çiftçilikle uğraşan halktan aldığı aşikardır. Farklı bölgelerde farklı şekillerde yapılmakta ve farklı isimlerle bilinmektedir. Bazı bölgelerde sarımsaklı köfte ve soslu köfte isimleriyle bilinir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Gelinlerin Zorlu Sınavı: Su Böreği

Su böreği, haşlanmış yufka katmanları arasına su böreğinin çeşidine göre kıyma veya beyaz peynir harcı serpiştirilip en üstü yumurtalanmış bir şekilde fırınlanarak yapılan Türk mutfağına ait bir tepsi böreği çeşididir.

Su böreği Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir., Bayram, sünnet, kına, nişan gibi etkinliklerde misafirlere ikram edilmektedir. Rivayete göre, su böreği evliliklerde de büyük rol oynamıştır. Kayınvalideler gelin adaylarına su böreği yaptırır, eğer börek düzgün açıldıysa gelinin oğullarıyla evlenmesine izin verirlermiş. Eğer gelin adayı su böreğini düzgün şekilde açamazsa, güzel açmayı öğrenene kadar düğün ertelenirmiş. 

Su böreğinin ismi hazırlanışı sırasında yufkalar suda haşlanmasından gelmektedir. Türkler göçebe hayatı sürdürürken yufkanın arasına farklı yiyecekler koyarak bunları pişirmeyi tercih ederdi. Su böreği de Osmanlı mutfağında bu yöntemle yapılan günümüze kadar gelmiş yiyecekler arasındadır. Eski kaynaklarda su böreğinin doğum yeri Kırşehir olarak geçse de günümüzde ülkemizin hemen her yöresinde bilinen ve farklı malzemelerle pişirilen bir börek türü olmuştur.

Yazılı kaynaklara baktığımızda,  su böreğinin tarifine 1844 yılında Mehmet Kamil’in kaleme aldığı ‘Aşçıların Sığınağı’ adlı kitapta da rastlanmaktadır. Marianna Yerasimos’un yazmış olduğu “500 Yıllık Osmanlı Mutfağı” adlı kitabın da ise 19.yüzyılda Osmanlı mutfağında su böreğinin sıkça tercih edildiğini ve bu böreğin en belirgin özelliğinin bol yumurtalı, kalınca yufkalarının tepsiye dizilmeden önce suda haşlanması olduğunu belirtmektedir. 

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Enginar

Bu hafta konuğumuz mitolojik hikayesiyle ilgi çeken “Enginar”. Enginar, papatyagiller familyasından mavi-mor renkli çiçekler açan, çok senelik otsu bir bitkidir. Enginar dolması ise etli veya zeytinyağlı olarak hazırlanan bir çeşit dolmadır. Girit mutfağının tercih edilen yemeklerinden biridir. 

Yunan mitolojisine göre Zinari adasında yaşayan Cynara adında güzeller güzeli bir kız varmış. Zeus bu kıza aşık olmuş. Birlikte yaşamaları için Olimpos dağında bulunan evine götürmüş ve Tanrıça yaparak ölümsüzlük kazanmasını sağlamış. Ancak Cynara bir süre sonra ölümlüler dünyasındaki ailesini özlemiş ve gizli gizli annesini görmeye eski dünyasına kaçmaya başlamış. Bunu öğrenem Zeus öfkeyle kızı sonsuza dek toprağa bağlamak için bir enginara dönüştürmüş. Bu sebepten dolayı botanikte enginar “Cynara” ismini almıştır.

Enginarın anavatanının Akdeniz, muhtemelen Sicilya olduğu söyleniyor. Bilinen en eski yiyeceklerden olan enginarın, Antik Yunan ve Roma’da ekimi yapılıyordu. Antik Mısır’da enginarlar, kurban etme ve bereket sembolü olarak görülüyordu. Osmanlı sarayında da yer bulan enginar, el sanatlarında da baş tacı edilmiş ve İznik çinilerinden altın iplikli mor kadife kaftanlara kadar motiflere ilham vermiştir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Yoğurt eski yoğurtla yapılıyorsa, ilk yoğurt nasıl yapıldı?

Bu hafta konuğumuz çoğu yemeğin olmazsa olmazı “Yoğurt”. Yoğurt, sütün mayalanmasıyla oluşan, beyaz koyu kıvamda bir süt ürünüdür. Binlerce yıldan beri Türk ülkelerinde işlenen yoğurt, toplumumuzun beslenmesinde önemli yeri olan besin değeri yüksek bir süt ürünüdür. Her çeşit sütten yapılabilmesi, basit kap ve usullerle her yerde, herkes tarafından işlenebilmesi, satış ve tüketimdeki kolaylıklar onun hızlı yayılmasına sebep olmuştur.

Tarihçesini incelediğimizde,  Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanü Lügâti’t-Türk ve Balasagunlu Yusuf Has Hâcip tarafından yazılan Kutadgu Bilig adlı eserlerde “yoğurt” kelimesine bugünkü anlamda rastlanılmaktadır.

Yoğurdun Avrupa’da yayılışıyla ilgili ilk bilgiye Fransız tıp tarihinde rastlanmaktadır. 16. asırda Fransa kralı 1. Fransuva ateşli ishal hastalığına yakalanır. Birinci Fransuva’ya tedavi amacıyla Türkler tarafından yoğurt götürülür ve yemesi tavsiye edilir. Bu suretle dünyada yoğurt üretimi birden bire artmaya başlar. O tarihte yoğurt Fransa’da daha ziyade ilâç olarak tanınmıştır. 

Yoğurt, Türk kültürünün keşfettiği en önemli yiyeceklerden biridir. Günümüzden yüzyıllarca öncesinde Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan atalarımız, besinlerini barındıkları ortamlardan topladıkları meyve ve sebzeler ile evcilleştirdikleri hayvanlardan temin ediyorlardı. Evcil hayvanlardan elde edilen ürünlerin başındaysa et, süt ve yumurta geliyordu. Henüz yerleşik hayata geçmemiş insanlar, besinlerini yanlarında taşıyabilmek ve daha uzun süre kullanabilmek için çeşitli yöntemler geliştirdiler. Sütü yoğurt haline getirerek daha uzun süre bozulmadan kullanabilmek de bu yöntemlerden birisidir. 

Sütün yoğurt haline dönüşmesini sağlayan mayadır. Günümüzde yoğurt yapımında bu görevi eski yoğurt üstlenir. İlk defa nasıl yapıldığına dair elde yeterli bilgi olmamakla beraber, bu konuda bazı araştırmalar mevcuttur. Yapılan araştırmalar sonucu göçebe olarak yaşayan atalarımızın karınca yumurtası içeren toprağı maya olarak kullanarak (tesadüfen olduğu söylenmektedir.) ilk yoğurdu yaptıklarına dair bilgiler edinildi. Ayrıca bazı yörelerde nohutla, nisan yağmuruyla, çiğ taneleriyle yoğurt mayalanmaktadır. 

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Bizden Bir Lezzet: İsveç Köftesi

Nefis sosu sayesinde köftelerinin nasıl bittiğini anlamadığımız İsveç köftesinin hikayesiyle karşınızdayız. İsveç köftesi ya da özgün adıyla köttbullar, İsveç mutfağının en bilinen ürünlerinden olan ve misket şeklindeki köftelerden oluşan geleneksel yemektir. İsveç köftesi genellikle kekreyemiş (lingonberry) reçeli, özel et sosu ve haşlanmış veya kızarmış patatesle birlikte servis edilir.

Orijinal ismi “köttbullar” olan İsveç köftesi, İsveç mutfağının geleneksel bir yemeğidir. İşveç Devletinin resmi Twitter hesabı  “Sweden.se”den yapılan bir paylaşımda, İsveç köftesinin aslında 18. yüzyılda Kral 12. Karl’ın Türkiye’den getirdiği tarife göre hazırlandığı ve yapıldığı yazıldı.

Uppsala Üniversitesi Edebiyat Bölümü Araştırmacısı Annie Mattson, AA muhabirine yaptığı açıklamada Türkiye’de “Demirbaş Karl” olarak tanınan İsveç Kralı 12. Karl’ın, Rusya’ya karşı mağlup olduğu bir savaşın ardından Osmanlı topraklarına sığınarak 5 yıla yakın Osmanlı topraklarında yaşadığını söyledi. Bu süre zarfında Karl, hem Osmanlı kültürünü hem de Osmanlı mutfağını tanıma şansı buldu. Daha sonra ülkesine geri dönerken yanında kahve ve köfte (köttbullar), lahana dolması (kaldomar) gibi yemeklerin tariflerini de götürerek bu lezzetlerin ün kazanmalarını sağlamıştır.

Lezzetli İsveç köftesi ya da orijinal ismiyle köttbullar tarifimize buradan ulaşabilirsiniz. Afiyet olsun!

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Güllaç

En sevdiğimiz lezzetlerin tarihi serüvenlerini incelediğimiz serimizde bu haftanın konuğu, özellikle Ramazan aylarının ve iftar sonralarının yıldızı olan Güllaç. Güllaç; mısır nişastası, su, gül suyu, süt ve şeker ile hazırlanan, Osmanlı ve Türk Ramazan kültürünün en önemli miraslarından olan geleneksel bir Türk tatlısıdır.

Güllaç, mısır nişastasını saklama çabasıyla ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde insanlar nişastanın böceklenmesini ve uçuşup ziyan olmasını engellemek amacıyla yufka şekline getirip uzun süre saklanmasını sağlamışlardır. Bu yufkalardan gerekli durumlarda çeşitli yiyecekler yapmışlardır. Nişasta kullanılması gerektiğinde ise bu sert yapraklardan koparıp ufalayarak toz nişasta olarak kullanmışlardır. 

13. yüzyıla ait en eski tarifine göre, güllaç yapraklarını hazırlamak için buğday nişastası ve su veya çırpılmış yumurta akıyla yapılan sulu bir hamur saca dökülürdü. Bugün ise güllaç hamuru mısır nişastası ve sudan yapılmaktadır.

Güllaç, saray mutfağına ilk kez 1480’li yıllarda girmiştir. Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları şekerli sütle ıslatıp tatlı haline getirdi. O sırada Kastamonu gezisinde olan saray görevlileri Ali Usta’nın yaptığı tatlıyı çok beğenip, tatlıyla beraber Ali Usta’yı da saraya tatlıcı başı olarak götürdüler. İçinde bulunan gül suyundan dolayı “güllü aş” adını almış, zamanla değişerek “güllaç” haline gelmiştir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Geleneksel Mesajlar Taşıyan “Perde Pilavı”

Bu hafta konuğumuz lezzetinin yanında, malzemeleriyle geleneksel mesajlar taşıyan “Perde Pilavı”. Perde pilavı, fes şeklindeki bakır tencerelerde pişirilir ve Siirt’in en meşhur misafir yemeğidir. Dışı çıtır yufkayla kaplı, içi ise iç pilavla dolu bir yemektir. Görüntüsünden dolayı diğer pilavların daha fazla ilgi gören perde pilavı yalnızca Siirt ilimizde değil Türkiye’nin çoğu bölgesinde bilinmektedir. 

Asıl vatanı Orta Asya olan perde pilavını oluşturan her malzeme ayrı bir mesaj ve anlam içermektedir. Pilavın içerisinde bulunan baharatlar, bademler ve dışında bulunan kızarmış hamur ayrı ayrı anlam taşımaktadır. Kayınvalide evine yeni gelen geline el yapımı yufka ile kaplanmış pilavı verirken “Kızım bu ev artık seninde evin. Bu evin sırlarını, sorunlarını kendi sırrın, kendi sorununmuş gibi saklamalı ve kendi ailene dahi olsa belli etmemelisin” demek istemektedir. 

Böylelikle kayınvalide, pilavın yufkasını gelinin manevi bağlılığıyla bağdaştırır. Pilavda kullanılan pirinç taneleri de bolluk ve bereketin simgesidir. Pilavın iç malzemesinde kullanılan bademler erkek torun hasretini, dolmalık fıstıklar kız torun hasretini, kuş üzümleri sağlığı, baharatlar ise hayatın acı ve tatlı günlerini temsil etmektedir.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Kumpirin Sofralara Yolculuğu

Bu hafta konuğumuz tereyağı, kaşar, lezzetli salatalar, mezeler ve soslar katılarak hazırlanan bir patates ürünü olan kumpir. Kumpir, közlenmiş patatesin, farklı lezzetlerle buluşmasıyla ortaya çıkan bir fast food yemeğidir.

İlk olarak Amerika’da keşfedilen patates, Kristof Kolomb sayesinde İtalya, Almanya, Rusya ve Fransa’ya ulaşmıştır. Ülkemize ise 19. yüzyıl sonlarına doğru gelmiş ve çok sevilerek yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Patatesin kumpire dönüşmesi ise Yugoslavya’da başlamıştır. Yugoslavya’da alüminyum folyoda pişirilen, içine salata konulan patatese “krumpir” denilmektedir. 

Rivayete göre, kumpirin ülkemize gelmesi Bulgaristan göçmenleri tarafından gerçekleşmiştir. Ülkemize has zengin mezelerle doldurularak yepyeni bir ürün olmuştur. Şekli benzediği için adını krumpir’den almıştır. Ancak fırında pişirilmesi ve kendine has içeriği ile kumpir Türk mutfağının bir ürünü haline gelmiştir. Kumpir, patates anlamına gelen Bulgarca bir kelimedir.

Şimdi gelelim bu lezzetli tarifi nasıl yapacağımıza…

Patatesi güzelce yıkayıp kağıt havluyla iyice kurulayın. Bu noktada büyük boy, düzgün ve belirli büyüklükte olan patatesleri seçmelisiniz. Kuruyan patatesin üzerini önce bir fırın kağıdı ile daha sonra alüminyum folyo ile kaplayın. Önceden 200 derece ısıttığınız fırının tabanına patatesi yerleştirin. Üzerine bir tepsi koyup çok az aralık kalacak şekilde üzerine kapatın ve yaklaşık 90 dakika pişirin. Fırından çıkardığınız patatesi ortadan dikey şekilde kesin. Kaşar ve  tereyağı ilave ederek karıştırın. Daha sonda dilediğiniz meze ve sosları ekleyerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

İzmir Kumrusu’nun Hikayesi

Bu hafta konuğumuz nohut mayasından yapılan ekmeği ve iç malzemeleriyle sevilen bir sandviç türü olan “İzmir Kumrusu”. İzmir kumrusu, kumru ekmeğinin içerisine tulum peyniri, domates, biber konulması suretiyle hazırlanarak soğuk servis edilen veya kömürde pişirilmiş sucuk, salam ve kaşar peyniri ile domatesin konulması suretiyle sıcak servis edilen üründür. 

Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip olan kumru önceleri soğuk olarak tüketilirken, 1940’lardan sonra sandviç gibi arasına sucuk, salam ve peynir konularak sıcak olarak da tüketilmeye başlanmıştır. İzmir ilinde gevrek olarak bilinen simidin peynir ile uyumundan yola çıkan fırıncı esnafının ortaya çıkardığı bir üründür. İzmir kumrusunun simidinin şekli alışılagelen yuvarlak ve kumru görünümündendir.

Orta kısmı daha geniş ve uç kısımlarına doğru incelen yapısıyla şekil olarak kuşun gövdesine benzediği için kumru ekmeği olarak tabir edilen sandviç ekmeği, İzmir kumrusunun en önemli unsurudur. Yapıldığı ilk dönemlerde kumru ekmeğinin içerisine sadece peynir, domates ve yeşilbiberin sıkıştırıldığı, ancak günümüzde “Çeşme Kumrusu” olarak da bilinen sucuk, salan ve eritilmiş peynir ilave edilerek yapılan çeşitleri de mevcuttur.

Şimdi ise gelelim kumrunun yapım aşamasına: İzmir Kumrusu; sıcak servis edilen ve soğuk servis edilen olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Sıcak servis edilen türünde kumru ekmeği iki parçaya bölünmeden ortadan ikiye kesilerek kömür ateşine konulur. Kömür ateşinde yaklaşık 5 dakika süreyle pişirilmiş ve iç yüzeylerine margarin sürülmüş kumru ekmeğinin içerisine yine kömürde pişirilmiş sucuk, salam, eski kaşar peyniri ya da kızartılarak ilave edilen taze kaşar peyniri ile domates ilave edilerek servis edilir. Müşterinin isteğine göre sosis ilave edilip çeşitlendirilerek de servis edilebilir.

Soğuk servis edilen türünde ise kumru ekmeği iki parçaya bölünmeden ortadan ikiye kesilir. İçerisine İzmir veya Bergama Tulum Peyniri, domates ve yeşilbiber ilave edilerek servise sunulur. 

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

İskender Kebabının Serüveni

Bu hafta Türk mutfağının efsaneleşmiş lezzetlerinden olan “İskender” olarak da bilinen meşhur “Bursa Kebabının” ortaya çıkış serüvenini birlikte inceleyeceğiz. Bursa yöresinin meşhur kebap yemeklerinden birisi olan iskenderin temel malzemesi döner olsa da, iskenderi iskender yapan, üstündeki tereyağ, domates sosu, yanındaki yoğurt ve altındaki yağlı pide parçalarıdır.

İskender kebabının hikayesi, 1867 yılında Mehmet oğlu İskender Efendi’nin Bursa Kayhan’daki dükkanında başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar kuzu, yere paralel biçimde duran odun kömürlü bir ocağın üzerine yatırılarak pişirilmekteydi. Bu yöntemde kuzuyu sürekli olarak çevirmek hem aşırı emek gerektirmekte, hem de etin her tarafı eşit derecede pişirmemekteydi. Ayrıca kuzu etinin farklı bölümlerine ait farklı tatları müşterilere eşit biçimde paylaştırmak da oldukça zordu. Tabii ateşin üzerinde yatay duran ve yağları kömürün üzerine damlayan kuzunun ortaya çıkardığı koku ve duman da rahatsız ediciydi.

İskender Efendi henüz 12 – 13 yaşlarındayken tüm bu sorunları çözecek devrimsel bir yöntem icat etti. Amcası Sabit Dede’den aldığı destekle icadını hayata geçirdi. Kuzu etini, kemik ve sinirlerinden ayırdıktan sonra dikey madeni çubuk üzerinde, kendi ekseni etrafında döndürerek odun kömüründe pişirdi. Bu sayede eti çevirmek, her tarafını eşit biçimde pişirmek kolaylaştı, koku ile duman ortadan kalktı ve kuzunun en lezzetli bölümleri kaynaşarak efsane bir lezzete dönüştü. Bu lezzet, Bursa’da o tarihlerde “İskender Efendi’nin Dönen Kebabı” olarak isim yaptı. Halk dilindeki “döner”, “döner kebap” tanımlamalarının çıkış noktası oldu.

Sizin için hazırladığımız iskender tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Ortaya çıkış serüvenini merak ettiğiniz yemekler için @hikayeliyemekler Instagram sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Sezar Salata Nereden Geliyor?


Muhteşem sosuyla akıllarda iz bırakan, salataların gözdesi, Sezar salata. Marul, kruton ve sezar sosu ile yapılan bu dünyaca ünlü lezzet aslen Meksika kökenli bir salatadır. Gerek içeriğindeki malzemesinin bol ve doyurucu olması, gerekse lezzeti nedeniyle uzun yıllardır en çok tercih edilen salatalar arasında yerini korumaktadır.

Diyet yapanlar kadar, öğle ve akşam yemeklerinde düşük kalorili beslenmek isteyenler içinde her zaman bir numara olmuştur. Gelin şimdi de isminin nereden geldiği hep merak konusu olan bu meşhur salatanın tarihini inceleyelim.

Düşünülenin aksine bu meşhur lezzetin Julius Caesar ile hiç bir alakası yoktur. Sezar Salatası ismini kendini icat eden Caesar Cardini isimli İtalya’dan göç etmiş bir otel sahibi şeften almaktadır. Ortaya çıkış hikâyesi Amerika’da 1920’li yıllarda yaşanan alkol yasağına kadar dayanmaktadır. O dönemde maddi sıkıntı yaşamayanlar, alkol yasağını Amerika – Meksika sınırında yer alan Meksika’nın Tijuana kentindeki mekanları kullanarak atlatmışlardır. 

Bu dönemde bölgenin en gözde otelinin sahibi ve şefi Caesar Cardini; 4 Temmuz kutlamalarının yapıldığı hafta aşırı bir yoğunluk yaşamıştır. Yoğunlukla beraber yaşanan tüketim sonucu kilerdeki malzemeler bile tükenme noktasına gelmiş ve bu durum karşısında Caesar Cardini mutfağında arta kalan son malzemeler ile misafirlerine bu salatayı ortaya çıkararak ikram etmiştir.

O yıllarda gelenek gereği masa başında o anda hazırlanan Sezar Salatasında, salata sosu doğranmamış marulun yapraklarının içine sürülür, üstlerine ekmek kıtırları konulur ve düz bir tabağın içinde marullar yan yana dizilerek servis edilirmiş. Daha sonra bu tarif, 1926 yılında Şef Ceasar’ın İtalyan ordusunda pilot olan kardeşi Alex’in otelde çalışmaya başlamasıyla geliştirilmiştir. Sosu denedikten sonra farklı varyasyonlar geliştiren Alex,  son olarak salatanın sosuna ançüez ekleyerek salatayı günümüzdeki haline getirmiştir.

Sizin için hazırladığımız Sezar Salata tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler

Hikayeli Yemekler: Falafel

Merhabalar! Size güzel bir haberimiz var. Bundan sonra her hafta Çarşamba günü @hikayeliyemekler ve @bizimtarifler olarak severek yediğimiz, nereden gelmiş bu dediğimiz lezzetleri, etimolojisinden, tarihine ve tarifine kadar inceleyeceğiz. İlk konuğumuz ise Ortadoğu mutfağının baş tacı lezzetlerinden biri olup ünü bütün dünyaya yayılan “Falafel”.

Orta Doğu’nun geleneksel yemeklerinden biri olan falafel , nohutun veya fava fasulyesinin baharat, ot gibi malzemelerle ezilerek köfte şekline getirilmesi, ardından yağda kızartılması ile elde edilen bir yiyecektir. Genellikle salata, salamura sebzeler, tahinli veya sıcak soslarla sunulur. Falafelin dört bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu söylenmektedir. Ana vatanı Mısır’ın İskenderiye şehri olduğu ve Hristiyan bir halk olan Kıptiler tarafından ilk defa tüketilmeye başlandığı tahmin edilen falafel, bir liman şehrinde doğmasının avantajını kullanarak günümüzde dünyanın dört bir köşesinde bilinen ve sevilen bir lezzet haline gelmiştir.

Rivayete göre falafel, Mısırlı Hristiyanlar olan Kıptiler’in Paskalya öncesi Büyük Perhiz veya Lent dedikleri hayvansal gıda tüketiminin yasak olduğu altı haftalık dönemde et yerine tükettikleri bir yemek olarak ortaya çıkmıştır. Kıptiler’in yaşadığı İskenderiye’nin o zamanlar önemli bir liman ve ticaret şehri olmasından dolayı bu lezzet hızlıca Akdeniz’e ve Ortadoğu’ya yayılmıştır. İlk bulunduğu zamanlarda bakla ile yapılan falafel, yayıldıktan sonra baklanın yerini nohut almıştır. Ama Mısır’da hala kuru bakla ile yapılmaktadır.

Falafel kelimesi, Arapça flfl kökünden gelen nohut ezmesiyle yapılan içli köfte anlamına gelen falāfil sözcüğünden alıntıdır. Falāfil ise Arapça biber anlamına gelen fulful sözcüğünden türetilmiştir. Bu kelime diğer birçok kültüre yayılıp “küçük yuvarlak toplar” anlamında kullanılmıştır. Bu yemeğin Arapçası olarak kabul gören falafil 1941’den sonra İngilizce’de de kullanılır olmuştur. Mısır’da ise falafele küçük lezzetli şey anlamına gelen “ta’amiya” denir.

Şimdi gelelim önemli bir vegan besini olan ve protein açısından oldukça zengin olması nedeniyle tercih edilen tüm dünyaya namını salmış lezzetin tarifine… Tarifimize ulaşmak için tıklayın.

Missing Alt Text

Hikayeli Yemekler