Missing Alt Text

Özge Çakmakçı

Yazılar
Tarifler

Dönerin Tarihi

Merhaba arkadaşlar! Bugün buradaki ilk yazım olduğu için sizlere milletçe hepimizin çok sevdiği “döner” ile başlamak istedim. Hepimiz çok severek yiyoruz fakat tarihini bir çoğumuz bilmiyoruz. Hadi şimdi benim kalemimden tarihine uzanalım…

Geçmişi 150 yıl öncesine uzanan dönerin mucidi Kastamonulu bir aşçı olan Hamdi Usta’dır. İcat ettiği döner sayesinde Kastamonu’da tanınan biri haline gelen Hamdi Usta’dan dönerciliği öğrenen Şükrü Gülsunar ve Raif Gülsunar döner hazırlayan ikinci kuşak ustalar olmuşlardır.

Dönerin tarihi net olarak kaynaklar içermez, söylencelerden oluşur. Dönerin, Kırımlılar tarafından kılıçlarına et takıp kızartmalarından esinlenildiğine inanılmaktadır. Şu anki modern halini almadan önce Osmanlı dönemi seyahatnamelerinde ilk olarak 18. yüzyılda bahsi geçmiştir.

Günümüzdeki son hali 19. yüzyılda, Bursa’daki İskender Efendi’ye dayanmaktadır ve Erzurum’daki Cağ kebap ile aynı kaynaktan geldiği düşünülmektedir.

Türk toplumunda misafirperverliğin simgesi olan ve tarihi eskilere dayanan döner, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde övgü ile anlatılır. Et ve tavuktan birçok versiyonu yapılan döner, günümüze kadar geldi…

Her yaşta, hepimizin favorisi! İyi ki varsın döner. 🙂 

Missing Alt Text

Özge Çakmakçı

Çatal, Bıçak ve Kaşığın Tarihçesi

Merhaba arkadaşlar! Bugün sizlere sofralarda olmazsa olmazımız çatal, bıçak ve kaşığın tarihçelerini yazdım. Umarım sizler de benim gibi tarih seviyorsunuzdur… Şimdiden keyifli okumalar!

Çatalın, ilk Yunanlılar tarafından kullanıldığı biliniyor. Daha sonra M.S. 7. yüzyılda Orta Doğu’daki zengin ve itibarlı ailelerin masalarında yaygınlaşan çatal, 13. yüzyılda Bizanslılara, onlardan da İtalyanlara geçmiş. Fransa’da ise gösterişe kaçtığı düşünüldüğü için kabulü oldukça yavaş gerçekleşmiş. 1600lü yılların ortalarında yeniden itibar kazanan çatal, kraliyet ailelerinin ve zengin sofralarının vazgeçilmez lüksü haline gelmiş.

Bıçak, 1365 yılından sonra masada yemeklerde kullanılmaya başlamış. Tam olarak ne zaman icat edildiği belli olmayan bıçak, günümüzde mutfak aleti olarak kullanıyor olsa da tarihte uzunca bir dönem silah olarak kullanılmış. Mesela Orta Çağ Avrupası’nda ev sahibi asla masaya bıçak getirmezmiş çünkü o dönemlerde herkes kendi bıçağını belinde taşırmış. Tarihin belli dönemlerinde toplumsal şiddet arttığı için, bıçağın sofralarda yasaklandığı zamanlar da olmuş. Örneğin, 1669’da Fransa Kralı 14. Louis bütün sivri uçlu bıçakların yemek masalarında kullanımını ve sokaklarda taşınmasını yasaklamış.

İnsanlar tarafından çok eski zamanlardan beri kullanılan kaşığın atası aslında deniz kabukları. Çok eski zamanlarda insanlar kaşık yerine deniz kabuklarını kullanırlarmış. Zaten Latince ve Yunanca’da da kaşığın anlamı spiral şeklindeki sümüklü böcek kabuğu anlamına gelen “cochlea” kelimesinden türetilmiş. Kaşık günümüzdeki formunu ise M.S. 1. yüzyılda Romalılar döneminde kazanmış. Romalılar ve Bizanslılar tarafından kullanılan kaşıklar, yere ve zamana göre değişirmiş, en özenle yapılanları ise mabetlerde kullanılan kaşıklar olurmuş. Araştırmalar ilk kaşıkların pişmiş topraktan, daha sonraları ise şimşir gibi sağlam ağaçlardan yapıldığını gösteriyor. Zamanla gümüş ve altın gibi madenlerden yapılan kaşıklar ise en kıymetli kaşıklar olmuş.

Türklerin kullandıkları kaşıklar ise yemeklere göre değişirmiş. Kepçeler, kahve ve muhallebi kaşıkları madenden yapılırmış. Pilav, çorba ve muhallebi kaşıklarının burunları yuvarlak, yemek kaşıkları ise sivri olurmuş. Kahve kaşıkları küçük, çay kaşıkları ise daha küçük olurmuş.

Şimdilerde yemekleri afiyetle yediğimiz çatal, bıçak ve kaşığın tarihçesi ne ilginç değil mi?

Missing Alt Text

Özge Çakmakçı